Medine

Medine
@MedineZ
Halis Aydemir Hoca’nın “Ben, Sen ve O” kitabında yatay düzlemdeki sığ ilişkileri anlattığı o şema:
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Recasız olmaz! Şu hâlde iman, beklentiye dönüşmemiş ve şuura yansımamışsa, bu durumda en ufak metalar sığ yüreklerde derin heyecanlar oluşturur. Hâlbuki aynı metalar engin yüreklerde ahiret tutkusuyla bozuk bir para gibi harcanır.
Arap şairi Safiyüddin el-Hillî’nin şu mısraları: “İçimdeki hâceti bilmedesin, sen onu dilimle ifadeden münezzehsin”
Schopenhauer, geçmişi bir uzaklaşma noktası olarak tanımlar ve zaman geçtikçe onun olumsuz etkilerini kendiliğinden azalacağını düşünür ve şöyle der: “Gemiyle uzaklaştığınızda kıyıdaki nesneler daha küçük, tanınması ve ayırt edilmesi daha zor hale gelirler, aynı şekilde olaylarla ve etkinliklerle dolu geçmiş yıllarınızı da zaman ilerledikçe tanıyamaz hale gelirsiniz.”
“Dışarıdan kendi ölümünden bahsediyor gibi görünse de esasında hep başkasının ölümünü anlatmaktadır. Dublör kullanmaktadır yani, kendi ölümünü düşünürken. İçten içe hep başkalarına yakıştırır ölümü. Çünkü gazetelerde okuduğu hep başkalarının ölümüdür. Çünkü romanlarda hep başkalarının ölümü vardır. Filmler hep başkalarının ölümünü anlatmıştır. Şiirlerdeki ölüm, hep bir başkasınındır. Kısacası başkasının ölümüne alışmıştır zihni.”