Oradaki herkes bir hayaletti! Güzelliğin, ihtişamın, zarafetin, şıklığın, gururun, hoppalığın, zekânın, gençliğin, yașlılığın hayaleti ...
Mahsur kaldıkları bu ıssız sahilde kurtarılmayı bekliyor gibiydiler; buraya geldikleri an ölü gözlerine dönüşen gözlerini dikmiş, Darnay'e bakıyorlardı.
Çeşmenin suyu akıyordu, nehrin suları akıyordu gün geceye akıyordu, şehirdeki yaşam ölüme akıyordu; âdet böyleydi, zaman ve devran kimseyi beklemezdi; çok geçmeden fareler deliklerinde koyun koyuna uyumaya başlamışlardı, maskeli balonun ışıkları akşam yemeği için ışıl ışıldı; yani her șey doğal akışına uygun ilerliyordu.
Abrenuncio, mantığa kul köle olmaktan yeni azat olmuş bu adamın kendisinde uyandırdığı hayranlığı saklayamadı. Ama ona gerçekdışı sözler vermedi, hele Kutsal Mahkeme'nin işin içinde olduğu böyle bir sırada.
"Sizinki, ona karşı durabilmeniz için size cesaret ve mutluluk veren bir ölüm dini," dedi ona. "Benimki öyle değil; ben, esas olan tek şeyin hayatta kalmak olduğuna inanırım."
Onu yatıştırmaya çalıştı. Aşkın, doğaya karşıt bir duygu olduğunu, birbirlerine yabancı iki kişiyi mutsuz ve sağlıksız, hem de ne kadar geçici olursa o kadar yoğunlaşan bir bağımlılığa mahkûm ettiğini söyledi.