Oliver her gün yemek odasına alınıyor ve diğer çocuklara ders olması için herkesin ortasında dövülüyordu. Dinin rahatlatıcılığından da mahrum edilmek bir kenara, aksine, her akşam dua saatinde salona tekrar alınıyor ve çocuklara okunan vaazı dinleyerek rahatlamasına izin veriliyordu. Yönetim kurulunun aldığı kararla oğlanların duasına özel bir bölüm de eklenmişti ki sıra bu kısmın okunmasına gelince çocuklar iyi, uslu, hayatlarından memnun, akıllı birer çocuk olup Oliver Twist'in işlediği günah ve fenalıkların uzağında olmak için Tanrı'ya yakarıyorlardı. Bu dua Oliver'in, bütünüyle kötü güçlerin etkisinde olan, şeytanın işliğinde üretilmiş bir şey olduğunu alenen ortaya koyuyordu.
"Biraz daha yemek istemekle"le işlediği Hıristiyanlığa sığmayan suçtan sonra Oliver Twist, yönetim kurulunun bilgece tutumu ve acıması sayesinde bir başına kapatıldığı karanlık hücrede bir hafta kaldı. İlk bakışta insan öyle sanıyor ki bu çocuğun, beyaz yelekli baya karşı biraz saygısı olsaydı, mendilinin bir ucunu duvardaki çengele, diğer ucunu da kendi boynuna ilmikler ve bu bayın kehanet konusundaki ustalığını şüpheye yer vermeden kanıtlardı. Fakat bu işi başarmasını engelleyen bir şey vardı; o da mendil denen şeyin lüks sayılması nedeniyle yönetim kurulunca imzalı, mühürlü, resmi ve oturaklı bir kararıyla, düşkünlerevindekilere ikinci bir emre kadar yasaklanmış olmasıydı.
Lapa taslarını yıkamak gereksizdi. Çocuklar tasları, yeni cilalanmışcasına parlatıncaya kadar sıyırırlardı ve (kaşıklarla taslar yaklaşık aynı boyda olduğu için kısa süren) bu işi bitirince bakışlarını o kadar büyük bir açlıkla ocağa çivilerlerdi ki tuğlalarını bile yiyip yutacak halde olduklarını düşünürdünüz. Bir taraftan da tesadüfen sıçrayıp bulaşmış lapa varsa ziyan olmasın diye epeyce çabalayarak parmaklarını yalayıp dururlardı.
Biz sokakta bulunmuş yetim çocuklara alfabe sırasına göre ad veririz. Bundan bir öncekinin adı S ile başlıyordu: Swuble, adını vermiştim ona. Bu sefer de sıra T'deydi. Ben de, Twist, adını verdim.