Yine de zaman, gitgide daha hızlı bir biçimde akıp gidiyordu; sessiz ritmi yaşamı parçalara ayırıyor,insan geriye bir göz atmak için bile duramıyordu."Dur!Dur!" diye bağırmak istiyor ama sonra bunun hiçbir yararı olmadığının farkına varıyordu. Her şey, insanlar, mevsimler, bulutlar,her şey kaçıp gidiyordu; insanın taşlara, bir kayanın tepesine asılması da yararsızdı, yorulan parmaklar gevşiyor,kollar, cansız bir şekilde düşüyor ve insan kendini bu çok yavaşlamış ama hiç durmayan ırmağa kapılmış buluveriyordu.
Çocukken insana sonsuz gibi görünen bir yolda, yılların yavaş yavaş ve hafifçe geçtiği,böylece hiç kimsenin akıp gittiklerinin ayırdına varmadığı bir yolda, hep ilk gençliğinin kaygısızlığıyla ilerlemişti.
...odasında hüzünlü ve yitmiş bir biçimde, bir lambanın ışığında ,yatağının kenarında oturuyordu. İşte şimdi, evet şimdi gerçek yalnızlığın ne olduğunu anlıyordu.