Bitirmeye on beş sayfa kala gözlerimden minik yaşlar süzülmeye başladı. Uzun zamandır bir kitabı okurken kendimi bu kadar derin bir hüzne teslim etmemiştim. Bu duyguyu en son Sineklerin Tanrısını okurken yaşamıştım. Tosuncuk ve Nemecsek… Ah, özellikle Nemecsek. Bu karakter beni öyle derinden yaraladı ki; ölüm duygusunu, kaybetmenin acısını yaşamış biri olarak,bıraktığı etki bambaşka. Çocukların dünyası bir yandan son derece masumken, bir yandan da anlık heveslerle, tutkularla dolu. İşte tam da bu masumiyetin içinde savaşın gerçek yüzünü görmek mümkün. Savaşın bıraktığı yıkım, psikolojik tahribat ve insan ruhunda açtığı yaralar çocuklar üzerinden anlatıldığında çok daha çarpıcı bir hâl alıyor. Çocuklardan oluşan iki grup vardır ve Nemecsek’in ölümünden sonra özellikle Boka’nın ve Feri Áts’ın hissettikleri derin sarsıntı, vicdan muhasebesi ve savaşın kazananı olmadığını sessizce haykırır, kesinlikle tavsiye ediyorum. Dünyaya bir de çocukların gözünden bakmak lazım, aynı zamanda dönemin sosyo-ekonomik koşullarının insan hayatını ve sağlığını ne denli yıkıcı biçimde etkilediğini görmek de mümkündür. Okuyacaklara şimdiden iyi okumalar