Hocali Katliamı, 1992 yılında Karabağ Savaşı sırasında Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Dağlık Karabağ bölgesindeki Hocalı kasabasında yaşayan Azeri sivillerin Ermenistan’a bağlı kuvvetler tarafından öldürülmesi olayıdır. Yedi yüze yakın hayat kaybedildi. Bakın burası çok önemli, bu sayıya hamileler ve çocuklarda dâhildi. Gözleri oyulan, başları kesilen, yakılan hamileler ve çocuklar da vardı. Rüzgârın taşıyamadığı ölüm kokusu onlardan geliyordu. Peki sizce neden onlar için daha fazla üzülüyoruz? Kendilerini savunamayacak kadar naif oldukları için mi? Bir başkasına zarar veremeyecek kadar zayıf oldukları için mi? Yoksa katliamcıların ufacık bir iyiliğe sahip olmadıklarını bize gösterdikleri için mi? Öyle ya aslında hamileleri ve çocukları öldürdüklerinde bizim insanlığa karşı*kendimize karşı umudumuzu da öldürdüler! Teninizde gezinirken varlığını hissetmediğiniz minicik bir örümcek gibiydi onlar, ağlarını tüylerinizin arasına zehirle ördüler!
Kim bilebilir zamanın her zaman başka bir başlangıç döngüsü vardır. Evet, öldürülenler katledilmişti ve evet belki de öldürenleri çok önce biz katletmiştik! Onlar bir dövüş kafesine her gün güçlü bir rakiple dövüştürülmek üzere atılmış vahşi bir hayvandı. Her öğün yediği nefreti geriye insanlara kusuyorlardı. Yıllarca öfkeye hapsedilmiş, tek bildiği yok etmek olan vahşi bir hayvanın başını okşamak için elinizi uzatamazsınız, öyle değil mi? Onlar da öyleydi. Sevgi verilse dahi kuşkuyla hırlamaya başlarlardı. İşte biz, onların beyaz dişleri arasında parçalanır ve ölürdük. Sahi katliamcıların nefesine gömülmüş acımasız bir öfke varken kim onları sevebilirdi? Hayır, benden*bizden kulaklarımızı kapamamızı, dilimi ezmemizi isteyemezsiniz. İnsanlığın ilk kanseri kötülüktü, iyileşemedik… Unutamam! Eğer insansam, ruhuma insanlığın tasması