Ah be İslam, ne güzel bir şeysin böyle. Sen ne şirinsin öyle. Sen adaletsin İslam, sen haksın İslam, sen iyilik ve merhametin zirvesisin İslam, sen tüm zamanların ve mekanların rahmet pınarısın İslam. Sen ötesi olmayan bir hoşgörüsün İslam. Sen herkesin özlemle beklediği saadet-i dareynsin İslam...
Endülüs'ten İslam'ın izleri silinmeye başlandıktan sonra yukarıda bahsedilen güzelliklerin tam zıddının ortaya çıktığını çarpıcı bir üslupla anlatan yazar; okurlarını gözyaşlarına boğdurmaya da fazlaca niyetli. Ama onun suçu yok. Belki benim, senin, onun hepimizin suçu var. Evet Endülüs İslam Medeniyeti kolay kurulmadı; ama kolay kırıldı. İşte bu böyle olmamalıydı. Buna izin vermemeliydik. Gemileri yakarak fethedilen topraklar ve gönüller, anaları ağlatarak teslim edilmemeliydi. Sadece analar mı ağladı? Hayır erkekler de, tüm Endülüslüler, bütün bir ümmet ağladı...
O halde zaman yaşları silip yeniden fetih bilinciyle kuşanıp Endülüs'ümüze kavuşma zamanıdır. Bu nasıl mı olacak? Daha önce nasıl olduysa yine öyle: "Gemileri yakarak" "Gemimiz mi kaldı" dediğinizi duyar gibiyim. Suların üzerindeki gemileri değil, gönlümüzün derinliklerindeki gemileri yakmaktan bahsediyorum.
Evet yakın gemilerinizi. Yakın... Yakın... Yakın...
Çünkü biliyorum; Endülüs böyle olur yakın...