Bir geceyi daha uyuyarak öldürdüm,
rüyamda ben yoktum —
bir boşluk vardı,
adı “benimle barışamayan ben.”
annemin duasından düştüm önce,
sonra babamın suskunluğunda boğuldum.
ve her doğan gün,
biraz daha unuttum neden yaşadığımı.
ben bir ülke gibi yıkıldım içimde,
bayrağımı yakmadım ama
astım—
kan kırmızı bir sessizlikle.
tanrılara mektup yazdım,
hiçbiri okumadı.
çünkü tanrılar
ben sustukça konuşuyordu içimde.
bir kadının gözlerinden
bir devrim devşirdim.
ama onun gözleri
benim ellerimden daha kirliydi.
artık ne âşık olacak kadar körüm,
ne savaşacak kadar inançlı.
sadece yazıyorum—
kendimi gömdüğüm gün,
mezar taşımı yazacak kalemden başka
hiçbirine güvenmiyorum.
Ben yinede seni, herşeye rağmen tanımak istiyorum.
Herşey dediğim birşeyler hariç değil, gözle görülür, elle tutulur, yürekten hissedilebilir herşey!
Çünkü anladım, bu çağın insanının herşeyi, herkese göre değişen aslında herşeyi kapsamayan, birşeylerin dışında var olduğu herşey.