Ölümün korkunç bir azap olduğu konusunda hayli konuşmalara denk geliyor olmam beni yaşamın ihtişamlı iğrençliğinden fevkalade uzak tutuyor .
Ölüm de yaşam kadar kutsal bir süreçtir halbuki
Nasıl ki yaşam bahşedilen bir varlık için umut ve çoğalım kabul görülüyorsa , ölüm de aynı denge de kanıtsal bir yaşam çöplüğünün temizlenmesidir .
Nasıl ki kışın ardından gelir bahar , öyle ki bir ölümün ardından gelir yaşam
Nasıl ki ;
Bir insan ölür bir insan doğar
Bir ağaç kurur bir fidan yeşerir
Bir çiçek solar bir tomurcuk açar
Ölümün salt güzelliği , ardından yeni bir yaşam için yer açar veyahut kapıyı aralar
Aksi takdirde dünya ölüm gerçeğinin yoksayılımın da veya bu gerçeğin olmayışından kütlesel bir ağırlık oluşur ve dünya sanıyorum ki bunu yazan benim ve okuyan sizlerin yaşama gözlerini açmadan yok olmuş olması gerçeği kaçınılmaz olurdu .
Hiç birşey yoktur ki yok olmasın
Hiç birşey yoktur ki yokluğu dolmasın
Tanrı dahi Binlerce peygamber var edip yok etmiştir
Bir birini yok eden 4 kitap ile yenilenmiştir
Dahi tanrı bile defalarca yok olmuş , çeşitli isimler ile farklı toplumlar da yeniden var edilmiştir .
Allah olmuştur , tanrı olmuştur , Eros olmuştur , buda olmuştur bazen bir güneş bazen de hiç olmamıştır .
Ölümün kıymetini bilmeyenler yaşamın mutlak güzelliğine erişemezler .
Bugünü bugün gibi yaşamayanlar yarınlar da aydınlığa ulaşamazlar .
Türlü eğlence ve organizasyonlar ile doğum günü kutlayanlar nedendir ki ölümü kabullenmeden sonsuz bir yaşam varmış gibi davranırlar
Bilâkis ölümün mutlak gerçeği hiç şüphesizdir .
Bunu biliyoruz , biliyorsunuz ...
Beyazı var eden , göz önünde tutan siyahtır .
Günü var eden , değer bildiren gecedir
Aydınlığı var eden , yaşanılır düşüncesi sunan karanlıktır
Yaşamı da bu denge de Kutsal kılan ölümdür .
Aynı denge de ölümü de