"İstemeden varım, istemeden öleceğim. Olduğum şeyle olmadığım şey arasında, hayal ettiğim şeyle hayatın beni yaptığı şey arasında bir boşluğum..."
Yanıbaşınızdaki insanlar dahi sizi anlayamıyorken, yıllar önce yaşamış birinin sizi anladığını hissettiren paha biçilmez bir eser.
"Kötülük, William, kutsal kaynağa ulaşmamızı engelleyen bu lanet, bu gölge, bu pislik hiç bitmeyecek mi?"
Umberto Eco’ nun sizi alıp götüreceği eseriyle karşı karşıyayız.
Konusu Orta Çağ İtalya'sında geçen romanda, Papa ile İmparator arasında atama yetkisi savaşı, Hristiyan tarikatlar arası görüş ayrılıkları, cinayetler, bir Manastır ve etrafında gelişen olaylar, iyi kurulmuş Polisiye bir öykü. Kitabın genel havasına Ortaçağ skolastik motifler hakim. Kitabı okuduktan sonra sadece, mükemmel kurgulanmış bir polisiye kitabı değil bir tarih kitabı okumuş gibi de hissedeceksiniz.
Bana kalırsa kitabı özetlemeye sadece şu cümle bile yeter "Herkes ve Hiç Kimse İçin Bir Kitap". Bu bir edebiyat eseri mi yoksa bir felsefe kitabı mı? Bir roman mı yoksa akademik bir kitap mı diye insanı sürüncemede bırakan mükemmel bir eser. Kitabı belli bir kategori içerisinde değerlendirmek çok zor fakat yazarın eser için bir tanımlaması var ki o da "yazılmış en derin" eser...