Demokraside asıl dava, siyasi iktidarın mutlaklaşmasına set çekmektir. Demokratik hukuk devletinin belirleyici niteliği, kimlerin ve kaç kişinin oy verdiği değildir; iktidara sahip kişi ve zümrelerin, hukuku hiçe sayabilecek, kendilerine yandaş olmayanları mahvedebilecek, toplumun değer ve kurumlarını ezebilecek güce kavuşmalarına engel olunup olunamadığıdır….
… sayısız araştırmaların tekrar ve tekrar kanıtladığı üzere, kadınların seçmen olarak eğilimleri (savaş konusunda erkeklerden biraz daha temkinli olmak ve karizmatik adayları daha çok desteklemek gibi marjinal birkaç konu dışında) erkeklerden farklı değildir. Sözgelimi bir milyon erkek seçmenin yüzde kırk oyunu alan aday veya parti, kadınlarla beraber iki milyon seçmenin de yüzde kırk oyunu almaktadır. Kadın seçmenlerin olması ya da olmaması, istatistiki açıdan seçim sonuçlarını etkilememektedir; dolayısıyla siyasi kararlar ve siyasi ittifakları etkilemesi için de görünür bir neden yoktur. Özetle kadınlara oy hakkı tanımanın, önemli sayılabilecek bir siyasi sonucu olmamıştır.
Hiç şüphesiz, kadınlara oy hakkı tanımanın gerekliliğini veya önemini inkar ediyor değiliz. Ancak olayın önemi, siyasi değil sosyaldir; iktidarın niteliğine değil; kadınların toplumsal yaşam içindeki rolüne ilişkindir. Oy hakkı, kadının hukuki özgürlüğünü ve erkeklerle eşdeğerliğini tanımak yönünde atılmış sembolik bir adımdır; önemli toplumsal sonuçlar doğuracağı muhakkaktır. Fakat bu sonuçlar arasında demokrasinin artması, istibdadın önlenmesi ya da hukuk devletinin yeni güvencelere kavuşması yoktur.