Mehtapishere

Mehtapishere

, bir kitabı okumaya başladı
Mo Yan
8.7/10 · 415 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Aramızda kalsın: Annem benim için bu tehlikeyi istiyordu. Hem de beni daha büyük bir tehlikeden korumak için. Hangi tehlikeden, biliyor musun? Hiçbir fikrin yok mu? Yalnızlıktan; kendi hayatının, babamla ikisinin hayatının, onların sınıfının bütün o şanlı, başarılı, ritüellerle dolu hayatının içinde geçtiği ürkütücü yalnızlıktan, Diğer her şeyden daha ürkütücü, daha dehşet verici olan bir süreç vardır: yalnızlaşma süreci. Hayatın mekanikleşmesi. Katı ev düzeni, ondan da katı iş düzeni, ondan daha da katı cemiyet düzeni ve ayrıca hazların, eğilimlerin, cinsel faaliyetlerin düzeni. İnsan hangi saatte giyineceğini, kahvaltı edeceğini, çalışacağını, dinleneceğini, kendini geliştireceğini önceden bilir. İdeal düzen. Ve insanı çevreleyen hayat bu büyük düzen içinde yavaş yavaş donar; sanki çiçekler açan uzak diyarlara yapılan bir keşif gezisinde birden dünyayı ve denizi buz kaplamıştır da bütün planlar ve hedefler iptal olmuş, geriye sadece soğuk ve don kalmıştır. Bu ölümdür, ona benzer soğuk bir taşlaşmadır. Süreç yavaş ve durdurulamayacak şekilde işler. Günün birinde ailenin hayatı pıhtılaşır. Her şey önemlidir. her ayrıntı ama hayatın kendisi artık bunu hissetmez. İnsan sabah kalkıp önemli bir törene, cenazeye, düğüne ya da karar duruşmasına hazırlanıyormuşçasına özenle giyinir. Cemiyet içine girer, misafir ağırlar ve bütün bunların ardında yalnızlık vardır. Kalplerde ve ruhlarda bu valnızlığın arkasında bir beklenti sürdüğü müddetçe buna katlanılır. insan yaşamaya devam eder, iyi olmasa da onurlu yaşar, ne olursa olsun yaşar ve sabah şalteri kaldırılan mekanizmanın akşama kadar tik tak etmesinin bir anlamı olur.
Sayfa 138·Kitabı okudu
Tekrar bir köprünün olduğu ilk sabah alelacele Peşte’ye gidiyordu , çünkü eski kozmetik dükkanından aseton almak istiyordum. Ne bakıyorsun? Aynen sana söylediğim gibiydi. Buda hâlâ alevler içindeydi. Peşte'deki evlerin bağırsakları dışarı çıkmış, sallanıyordu. Fakat Buda'daki bir apartmanın sığınağında, su olmadığı için kadın, erkek, çocuk, hepimiz pislik içinde pineklediğimiz o haftalar boyunca hiçbir şey bana asetonu yanıma almayı nasıl oldu da unuttum düşüncesi kadar azap vermedi. Son siren sesinden sonra kuşatma başladığında koyu kırmızı ojeli tırnaklarla sığınağa girmiştim. Sonra haftalarca orada kırmızı tırnaklarla kaldım; Buda düşene kadar. Ve oje kısmen soyulana kadar. Çünkü biliyor musun, o dönemde benim de şık ve alımlı kadınlar gibi kırmızı tırnaklarım vardı. Bir erkek bunu anlayamaz. Ne zaman nihayet tekrar Peşte'ye geçip barış zamanı kullandığım güzel, eski asetonu kozmetik dükkânından alabileceğimi kestirememek, bütün kuşatma boyunca beni ölümüne sinirlendirdi. Beni kanepesine yatırması için her seferinde elli pengő ödediğim ruhbilimci olsa, silmek istediğim şeyin aslında oje değil, kuşatmadan önceki hayatımın pisliği olduğunu söylerdi. Belki. Ne olursa olsun tek bildiğim şuydu, tırnaklarım artık kırmızı olmayıp pislikten siyaha dönmüştü ve bu durumun mümkün olduğunca çabuk değişmesi gerekiyordu. O yüzden daha ilk gün bir acele köprüye koştum.
Sayfa 252·Kitabı okudu
Fakat insanın hayatta, imkânsız, anlamsız ve akıl almaz olanın gerçekte sıradan ve bir o kadar basit olduğunu kavradığı anlar vardır. Birdenbire hayatın mekanizmasını görürüz. Önemli saydığımız figürler gömülüp gider, arka plandan başkaları, hakkında net bir şey bilmediklerimiz öne çıkar ve aniden, ortaya çıktıkları anda idrak ederiz ki biz onları bekliyormuşuz, onlar da tüm kaderleriyle bizi.
Sayfa 74·Kitabı okudu
İnsan hayattaki en trajik durumda birdenbire acı ve ümitsizliğin ötesine geçip tuhaf bir biçimde duygusuz ve kayıtsız, hatta neredeyse neşeli olur; o duyguyu bilir misin? Mesela sevdiği bir insanın cenazesinde birden aklına, evde yanlışlıkla buzdolabının kapısını açık unuttuğu ve köpeğin cenaze yemeği için alınan ete musallat olabileceği gelir. Ve daha mezar başında ilahi söylenirken, fısıldayarak ve gayet sakin bir biçimde buzdolabı konusunda harekete geçer. Çünkü içimizde bu da var; birbirine işte böylesine sonsuz uzak kıyılarda yaşıyoruz.
Sayfa 64·Kitabı okudu