Aramızda kalsın: Annem benim için bu tehlikeyi istiyordu. Hem de beni daha büyük bir tehlikeden korumak için. Hangi tehlikeden, biliyor musun? Hiçbir fikrin yok mu?
Yalnızlıktan; kendi hayatının, babamla ikisinin hayatının, onların sınıfının bütün o şanlı, başarılı, ritüellerle dolu hayatının içinde geçtiği ürkütücü yalnızlıktan, Diğer her şeyden daha ürkütücü, daha dehşet verici olan bir süreç vardır:
yalnızlaşma süreci.
Hayatın mekanikleşmesi.
Katı ev düzeni, ondan da katı iş düzeni, ondan daha da katı cemiyet düzeni ve ayrıca hazların, eğilimlerin, cinsel faaliyetlerin düzeni.
İnsan hangi saatte giyineceğini, kahvaltı edeceğini, çalışacağını, dinleneceğini, kendini geliştireceğini önceden bilir. İdeal düzen. Ve insanı çevreleyen hayat bu büyük düzen içinde yavaş yavaş donar; sanki çiçekler açan uzak diyarlara yapılan bir keşif gezisinde birden dünyayı ve denizi buz kaplamıştır da bütün planlar ve hedefler iptal olmuş, geriye sadece soğuk ve don kalmıştır. Bu ölümdür, ona benzer soğuk bir taşlaşmadır.
Süreç yavaş ve durdurulamayacak şekilde işler. Günün birinde ailenin hayatı pıhtılaşır. Her şey önemlidir. her ayrıntı ama hayatın kendisi artık bunu hissetmez. İnsan sabah kalkıp önemli bir törene, cenazeye, düğüne ya da karar duruşmasına hazırlanıyormuşçasına özenle giyinir. Cemiyet içine girer, misafir ağırlar ve bütün bunların ardında yalnızlık vardır. Kalplerde ve ruhlarda bu valnızlığın arkasında bir beklenti sürdüğü müddetçe buna katlanılır. insan yaşamaya devam eder, iyi olmasa da onurlu yaşar, ne olursa olsun yaşar ve sabah şalteri kaldırılan mekanizmanın akşama kadar tik tak etmesinin bir anlamı olur.