Ayfer Tunç’un bana göre seri olan ama internetteki genel kanaatte birbirinden bağımsız okunabilen “Osman” romanı bitti.
Hikayeyi bir de Osman’dan dinledik. Mahvolan hayatların öyküsü…
Roman, Osman’ın akıbeti ile başlıyor. Ve o akıbetin, arkada bıraktığı soru işaretleri ile.
Bu sonu Osman mı istedi yoksa kader mi böyle uygun gördü onu kimse bilmiyor.
Olayı görenler, Osman’ın tanıkları, arkadaşları, dostları kısacası bir dönem onun hayatına temas eden herkes bir yorum yaptı tüm yaşananlar için. Bazısı tahmin bazısı yaşanmışlık, bazısı şahitlik ama büyük çoğunluğu toplumsal kanaatin genel, yargılayıcı ve ataerkil baskısıyla şekillenmişti.
Ve bence tam da bu sebeple Kapak Kızı’nı okumasanız bile Yeşil Peri Gecesi kitabını mutlaka okunmalısınız.
Çünkü bir olayın kadın olan tarafı ile erkek olan tarafına yapılan yorumlar o kadar farklı ki! Ve Ayfer Tunç’un kalemi o kadar mahir ki toplumun ön yargılarını, ataerkil zihniyetini, hemen etiketleme-yaftalama mekanizmasını o kadar başarılı anlatmış ki inanın bu öykünün gerçek olduğunu düşündüm ve web araştırması yaptım. Tamamen kurgu olduğunu öğrenince çok şaşırmakla birlikte yazarın bu yeteneği karşısında saygı ile eğildim.
Ben üç kitabı da (Kapak Kızı-Yeşil Peri Gecesi-Osman) okumuş biri olarak haklı ve mağdur olan, anlaşılmayan tarafın Şebnem olduğuna kanaat getirdim. Şebnem de çok hatalar yapmış hatta bazılarını bile bile yapmış; kaderden onu bu yola sürükleyen, onu daha çocukluktan “orospu” diye yaftalayan en yakınlarına inat olsun diye. Ama can yakmak isterken en çok yine kendi canını yakmış. O peşin peşin ödemiş yapttığı yanlışların bedelini…Hem de bir kadın olduğu için faiziyle!
Her seferinde “ben bu değilim” dedi ama hayat ve toplum onu “öyle biri” olması için zorladı. Yapmasa da yapmıştır dediler. Zaten annesi de