Ne yazıkki okullarımız genelde travma bilinicine sahip değil ve düzenleyici faaliyetlerin çoğunu yasaklama eğilimi gösteriyorlar: ders dinlerken yürüme, ileri geri sallanma, bir şeylerle uğraşma, ödev yaparken kulaklıkla müzik dinleme. Bedensel- duyusal düzenleme yani bahsettiğimiz bu tür ritmik faaliyetler aslında korteksi açıyor ve beynin muhakeme yapabilen kısımlarını öğrenmeye daha açık hale getiriyor.
Birinin hiddetten deliye dönmesini veya verdiği ölçüsüz tepkiyi anlayamadığımızda ‘birden patladı’ deriz genelde. Halbuki o an, beynin travma anılarını tetikleyen bir şey yaşandı. İpucunun çağrısına ilk yanıt veren, beynin alt katmanlardaki mantık güdümünde olmayan kısımları olduğundan, hemen stres tepkileri harekete geçiyor ve bu da beynin mantıklı kısımlarının faaliyetini durduruyor. Yani o öfe patlaması aslında beynin epey gelişkin süreçlerinin bir parçası. Bu tür durumlarda okulun ilk tepkisi ‘derdi ne bunun ?’ Oluyor. Halbuki asıl sorması gereken soru şuydu: ‘ Bu cocuğa ne olmuş acaba?’
Diyelim çocuk hayatının ilk 2 ayında çok fazla olumsuz şey yaşamış, bu deneyimlere karşı tampon görevi görecek ilişkisel öğelerden de büyük oranda mahrummuş, ama sonra daha sağlıklı bir çevreye yerleştirilmiş ve 12 sene boyunca böyle yaşamış. İşte bu çocuklarda uzun vadede görülen etkiler, yaşamının ilk 2 yılında çok az sorun yaşayan ve sağlıklı ilişkileri olan ama sonraki 12 yılı sorunlu koşullarda geçirenlerinkinden daha olumsuz oluyor. Düşünsenize: sadece iki aylığına çok çok kötü şeyler yaşayan bir çocuk, neredeyse on iki yıl boyunca kötü şeyler yaşayan çocuktan daha olumsuz bir noktaya varıyor. Bunun tek nedeniyse bu deneyimlerin zamanlaması.