Öngörülemeyen, erken strese maruz kalan bir çocuk olmak, sallanan bir yük taşıyan bir fil olmaya benzemektedir. Erken dönemde çok fazla aşınma ve yıpranma yaşamak, daha sonraki zorluklara dayanmayı zorlaştırabilmekte ve içsel bir direnci- içsel bir refah ve sağlamlık duygusunu bulmak çok daha zor olabilmektedir.
Diyelim ki bir ormanda yaşıyorsunuz ve eviniz bir mağara. Etrafta yırtıcı hayvanların sayısı çok fazla. Sistemimiz o ormanda hayatta kalmamız için kortizolü yüksek tutacak. Gece de sistemimiz yırtıcı hayvanlar mağaramıza gelebilir ihtimaline karşı uykumuzu hafif kılacak ve enflamasyonu bağışıklık sistemimizde hazır ve nazır bekletecek ki yaralanma durumunda iyileşmeyi hızlı sağlasın. Stres termostatı, her akşam mağaramızda ebeveynimizin güvenli kollarında sarılıp uyuduğumuzda kortizolü aşağıya çekecek. Termostat dengeli bir şekilde çalıştığında stres sistemimiz bizi hayatta tutuyor. Şimdi sorum size şu : Ya mağaradaki yırtıcı hayvan anne ya da babanız ise? İşte bahsettiğim ve adını çocukluk travması olarak adlandırdığım stres bu, hatta bu stresin adını da telaffuz edeyim, toksik stres !