Mesela oturmuş pipo içiyorsunuzdur. Piponuzun içinde oturduğunuzu sanırsınız; piponuz sizi içmektedir. Mavi bulutlar halinde tüten sizsinizdir.
Kendinizi gayet rahat hissediyorsunuzdur; yalnızca bir şey sizi rahatsız edip kaygılandırmaktadır: Piponuzdan nasıl çıkacaksınız? Bunu adeta sonu gelmeyecekmiş kadar uzun bir süre düşünürsünüz. Derken bir ara açılan zihniniz büyük bir çabayla saate bakmanızı sağlar. Sonsuzluk bir dakika sürmüştür. Sonra bir düşünce akımı sizi alıp götürür; bir dakika boyunca sizi canlı bir girdabın içine çeker, ve keza bu dakika da size başka bir sonsuzluk gibi gelir. Zaman ve varlığın boyutları duyumların ve fikirlerin yoğunluğu ve sayısız çokluğuyla çarpıklaşır. Bir saat içinde birçok ömür yaşarsınız. Organlarınız ile hissettiğiniz zevkler arasında bir denklik kalmamıştır artık.
...
Ertesi sabah gün ışığının odanıza süzüldüğünü gördüğünüzde ilkin derin bir şaşkınlık hissedersiniz. Zaman tamamen yok olmuştur. Az evvel geceydi, şimdiyse gündüz. “Uyudum mu, yoksa uyumadım mı? Bütün gece sarhoş muydum? Zaman kavramı da kaybolduğuna göre, bütün bir gece bana göre sadece bir saniye mi sürdü? Yahut düşlerle dolu bir uykunun yorganına mı gömülüp kaldım?” Kim bilebilir! Ruhunuzun fevkalade hafiflediğini ve rahatladığınızı hissediyormuş gibi olursunuz. Fakat ayağa kalktığınız anda önceki sarhoş halinizin tortusu kendini açığa vurur. Sendeleyen bacaklarınız zar zor taşır sizi, kırılgan bir nesne gibi düşüp parçalanmaktan korkarsınız. Tılsımdan yoksun olmayan büyük bir uyuşukluk sizi esir alır. Çalışma gücünüzü ve eylem enerjinizi yitirmişsinizdir. Sinir sıvısının büyük bir miktarını savrukça harcamış olmanın hak edilmiş cezasıdır bu.
Kişiliğinizi gökyüzünün dört bir köşesine dağıtmıştınız ya, şimdi de onu derleyip toparlamanın zahmetini