Amacımızı titizlikle uygulamaya koyabilmek için insan yaşamının ta kendisi olan kökten gerçeklik düzlemine geriledik kökten diyorum, çünkü tüm öteki gerçeklikler o düzlemde belirmek, doğmak, filizlenmek, ortaya çıkmak, varolmak zorundalar. İnsan yaşamı hakkında özetle şunları söyledik:
1. Asıl ve gerçek anlamıyla insan yaşamı herkesin, kendi açısından gördüğü biçimiyle, kendi yaşamıdır; dolayısıyla, hep benim yaşamımdır, yani kişiseldir.
2. Yaşam, insanın, nedenini nasılını bilmeksizin, başarısızlık durumunda ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kalarak, hep belli bir ortamda bir şeyler yapar durumda olmasıdır - bunu da yaşamın ortamsallığı ya da ortama bağlı olarak yaşama zorunluluğu diye adlandıracağız.
3. Ortam önümüze hep çeşitli şeyler yapma, dolayısıyla olma olasılıkları çıkarır. Bu bizi ister istemez özgürlüğümüzü kullanmaya zorlar. Çaresizlikten ötürü özgürüz. O sayede yaşam bir sürekli kavşak noktası ve bitmek bilmez bir duraksamadır. Her an, bir sonraki anda ya da yakın gelecekte şunu yapan kişi mi yoksa bunu yapan kişi mi olacağımızı seçmek durumundayız. Öyle ki her birimiz kendi yapacağımız şeyi, dolayısıyla olacağımız şeyi seçmekteyiz.
4. Yaşam aktarılamaz. Yapacağım şeyi kararlaştırma uğraşında kimse benim yerimi alamaz, çekeceğim sıkıntı da buna dahildir, çünkü dışarıdan gelen acıyı kabullenmek zorundayım. Demek ki yaşamım, kendi kendime karşı sürekli ve kaçınılmaz bir sorumluluk. Yaptığım şey -dolayısıyla düşündüğüm, duyduğum, istediğim şey- benim için anlamlı ve sağduyulu olmalı.