Tanrı vücut şekilleri gibi insanların zihinlerine belirli karakter özellikleri yerleştirmiştir. Bu çok az düzeltilebilir. Bunları tamamıyla değiştirmek ve aksine çevirmek mümkün olmayacak kadar zordur.
İnsan yaşamının süresi bir an; özü çalkantılı; duyumları belirsiz; tüm bedeninin bileşimi, kolay bir bozulma; ruhu bir kasırga; alın yazısı güçlükle kestirilebilen; ünü belirsiz bir kanı. Kısacası, insan bedenine ilişkin her şey akarsudur; ruhuna ilişkin olanlar, düş ve duman. Yaşamı bir savaş, yabancı bir diyardan bir eğleşme; ölüm sonrası ünü bir unutulmuşluk. Bu durumda, bize ne yol gösterebilir? Yalnız bir tek şey: Felsefe. Felsefe de şuna dayanır: İçimizdeki ekeliğin hakaret ve zarardan uzak, zevk ve acıların üstünde kalmasına; rastlantı, yalan ya da düzen sonucu hiçbir eylemde bulunmamasına; başkalarının yaptıklarına bağlanmamasına, özen göstermeye. Ve ayrıca da, başına gelenin, hakkına düşenin, kendi gelmiş olduğu yerden geldiğini kabul etmeye. Ve özellikle ölümü, dingin bir ruh ile, her canlı varlığı meydana getiren öğelerin çözünmesinden başka şey olmadığını düşünerek beklemeğe. Bu öğelerin kendi aralarında sürekli dönüşümünde ürkünç bir şey bulunmadığına göre, bileşimlerinin dönüşümünden ve çözünmesinden niçin korkulsun? Doğa gereğidir bu; ve, doğa gereği oluşan hiçbir şey kötü değildir.
Ancak düşünce, azınlığın ayncağı olmaktan çıkıp herkesin mülkiyetine geçtiğinde korkudan da kurtulmuş olurduk. İnsanın çekinmesine neden olan şey, korkudur - değer verdikleri inançlarının yanılsamadan başka bir şey olmadığının kanıtlanması korkusu, içinde yaşadıkları kuramların zararlı olduğunun ortaya çıkması korkusu kendilerinin sandıklarından daha az saygıdeğer çıkması korkusu. «Çalışan insanlar, mülkiyet konusunda serbestçe düşünmeli midirler? O zaman, biz zenginler ne olacağız? Genç kadınlar ve erkekler cinsellik hakkında serbestçe düşünmeli midirler? O zaman ahlak ne olacaktır? Askerler savaş hakkında serbestçe düşünmeli midirler? O zaman askeri, disiplin ne olacaktır? Düşünceye hayır!., önyargı, daha az mülkiyet, ahlak ve savaş tehlikesi dünyasının karanlıklarına geri dönelim, iyi insanlar, düşünce özgürlüğüne sahip olmaktansa, aptal, tembel ve zalim olmalıdırlar. Çünkü, düşünce özgürlüğüne sahip olduklarında bizim gibi düşünmeyebilirler. Bu felakette ne pahasına olursa olsun önlenmelidir. «İşte düşünce düşmanları ruhlarının bilinçsiz derinliklerinde böyle iddiasız bulunmakta; kiliselerinde, okullarında, üniversitelerinde bu yönde davranmaktadırlar.