Mel

Bir fikir bir insanın kişiliğinde ete kemiğe büründüğünde bile, o kişiliğin etkisi sadece doğrudan etkileşime ve öykünmeye bağlı değildir. Kendi bütünlenmesini tamamlamak, kendi ömrünün ve sınırlı çevresinin ötesinde kalıcı olmak için kişi, kuramların ve binaların kolektif desteğine ihtiyaç duyar. Fikirlerin ortak alışkanlık ve âdetlere, kişisel tercihlere ve kentsel yapılardaki tasarımlara tercüme edilmesi kentin ana işlevlerinden biridir. Bu yorumlamada, gerek semavileştirme, gerekse maddileşme insani gelişimin ilerlemesi için vazgeçilmezdir. Hayat yolunda akıp gittikçe, nefes alıp verme kadar doğal bir şekilde, bir süreç bir başka sürece dönüşür. Büyüme Toynbee’nin düşünebileceği gibi sadece bir sürekli ilerleyen maddesizleşme süreci, dünyevi hayatın bir cennet suretine dönüşmesi süreci değildir. Evrenin yapıtaşlarının dayanıklı elementler olması anlamsız değildir, zira birkaç saniyelik ömre sahip daha “semavi” elementler, baskın olsalardı her türlü süreklilik imkânsız olurdu. Hem istikrar hem de sürekli yaratıcılık gereklidir ve bu bireşim kentin en büyük armağanıydı.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Plotinos daha başlangıçta iki çeşit güzelliği birbirinden ayırıyor: Biri öz bakımından, özü gereğince güzel olmamakla beraber, güzel görünen şeyler ki, bunlar, çoğunlukla duyulur şeylerdir. Diğeri ise, öz, mahiyet bakımından güzel. Bu düalite, derhal söylenebilir ki, Platon'da bulmuş olduğumuz "pros ti kalon" ve "auto to kalem" düalitesinden başka bir şey değildir. Nitekim, bedenlerin, duyulur şeylerin, nesnelerin relativ bir güzelliğinin olduğunu, Plotinos'un şu cümleleri de ortaya koyar: " Çünkü, aynı bedenler bazen güzel görünüyorlar, bazen ·güzel görünmüyorlar. Beden-olmak o halde güzel olmaktan ayırt edilmelidir": Beden ve güzel arasında bir öz, mahiyet bağlılığı yoktur. Fakat, bununla beraber, yukarki soruya da henüz cevap verilmiş değildir. Yani bir beden, güzel bir beden, mahiyeti gereği, güzel değildir. Fakat, onu,bazen güzel gösteren prensip ve faktör nedir? Yine aynı meseleyi Plotinos'un diliyle ortaya koyarsak: "Burada (güzel görünen) bedenlere katılan şey nedir? Bu soru, araştırmamızın ilk ele alacağı obje olmalıdır" Kendi kendine verdiği bu buyruğa uyarak Plotinos, duyulur şeylerin, tabii objelerin araştırılmasına geçer. Tabii şeylerin, cisimlerin güzelliğini sağlayan eleman veya prensip nedir? Platon,, yaşlılık devrinde bu ilkeyi, prensibi, phytagorasçılığın etkisi. altında, orantı, yani bir bütün olan objenin içine aldığı parçaların birbiri ile olan uygun orantısı ve simetrisi olarak anlamıştı. Güzel bedenlerin, .cisimlerin güzelliği böyle bir orantıya, simetriyemi dayanır? Plotinos'un Platon'dan gelen bu görüş ile ilkin hesaplaşması gerekirdi. Gerçekten de Plotinos Platon'un yaşlılık devrindeki güzellik anlayışı ve belirlemesi ile hesaplaşma içinde, güzel bedenlerin, cisimlerin, bir kelime ile, duyulur dünyanın güzelliğini sağlayan ilkeyi araştırmaya
Güzel (to kalan), o halde eros'un kendisine yöneldiği, çirkin(to aiskron) ise, eros'un kendisinden kaçtığı şeydir. Güzel, eros'unobjesidir; yani sevilen, kendisine yönelinilen bir şeydir. Bu eros aktı, özü gereğince güzele yönelir, onu kavramak ereğini güder. Ancak, eros'un kendisine yöneldiği güzel, bir çeşitten olan bir güzel değildir. Tersine çeşitli güzellikler vardır. Bu güzellikler arasında bir hiyerarşi vardır. Eros'un yöneldiği ilk güzel, güzel bedendir. "Dinle beni şimdi: sırlara yolunca ermek isteyenin daha genç yaşında güzel bedenleri araması gerek. Onu yola koyan, doğru yola koymuşsa, ilkin bir tek insanı sever ve ona söyleyecek güzel sözler bulur"28•Güzel bir beden relativ olan (prosi ti kalon) bir güzeldir. Ama daima daha mükemmelliğe ulaşmak isteyen bir ruh için, tek bir bedenin güzelliği yetmez. "Sonra anlar ki, şu bedende gördüğü güzellik,her bedeninkinin eşi, kardeşidir; görüş güzelliğini arayan için bütün bedenlerdeki güzelliği bir tek şey saymamak delilik olur. Bunu iyice anladı mı, bütün güzel bedenleri sever, bir tekine olan düşkünlüğü gevşer, çünkü artık böyle bir düşkünlüğü küçümser, hiçe sayar"Artık, bu olgunluğa ve yetkinliğe erişmiş olan bir kimse,beden güzelliğini · sevmenin de üstüne yükselecek ve ruh (can) güzelliğini sevecektir. "Bundan sonra yapacağı şey, can güzelliğini beden güzelliğinden üstün görmektir. Değerli bir can, bedendeki pırıltısı sönük de olsa, sevgisini (eros) coşturmaya yetmeli; ona kendini verip, gençlerin yükselmesi için söyleyecek en güzel düşünceleri aramalı, bulmalıdır. Böylece güzelliği ister istemez yaşayış,'davranış yollarında görecek, hepsindeki güzelliğin aslında hep aynı güzellik olduğunu fark edecek ve böylece beden güzelliğine fazla kapılmamayı öğrenecek Davranış, yaşayış yollarından bilimlere geçip
Her sanat eseri zamanının çocuğu, çoğu zaman da duygularımızın anasıdır. Böylece her kültür dönemi kendine özgü ve artık tekrarlanmaz bir sanat yaratır. Eski sanat ilkelerini canlandırma çabası olsa olsa, ölü doğmuş bir çocuğa benzeyen sanat eserleri yaratır. Örneğin, bizim eski Yunanlılar gibi duyup içimizden onlar gibi yaşamamız mümkün değildir. Bu yüzden, örneğin heykelde aynı ilkeleri kullanma gayreti de sadece Yunan heykeline benzer biçimler yaratır, bu arada eser ilelebet ruhsuz kalır. Böylesi taklit maymunların yaptığı taklitlere benzer. Dıştan bakıldığında maymunun hareketleri insanınkinin tıpatıp aynısıdır. Maymun oturmaktadır, bir kitap açıp başını sayfalarına gömer, sayfalarını karıştırır, düşünceli bir yüz ifadesi takınır, ama bu hareketlerin içsel anlamı hepten eksiktir. *** Kelime içsel bir tınıdır. Bu içsel tını [Klang] kısmen (belki de büyük ölçüde) sözün ad olarak hizmet ettiği nesneden kaynaklanır. Fakat nesnenin kendisi görülmüyor, sadece adı işitiliyorsa işitenin kafasında soyut bir tasarım, "yürekte" hemen bir titreşim uyandıran, maddeden sıyrılmış nesne oluşur. Bunun için,çayırdaki yeşil, san, kırmızı ağa( maddi birer olgu, ağaç kelimesini duyduğumuz zaman içimizde hissettiğimiz ağacın rastlantısal birer maddi biçimidir. Bir kelimenin ustalıkla (edebi duyguile) kullanılışı, onun art arda iki kere, üç kere, birçok kere içsel bir zorunluluk uyarınca kullanılması sadece içsel tınının büyümesine yol açmakla kalmayıp kelimenin daha başka, şimdiye kadar akla bile gelmeyen zihinsel niteliklerini günışığına çıkarabilir. Sonunda, kelime daha sık tekrarlandıkça (gençlikte sevilen, sonraları unutulan bir oyun) bir nesneye ad olma yolundaki dışsal anlamını kaybeder. Aynı şekilde, adı olduğu nesnenin soyutlaşan anlamı bile unutulur ve kelimenin saf tınısı
Bir sigara yaktım ve şu tuhaf düşünce geldi aklıma: "Madem hala bir kibriti üfleyebiliyorsun, dünya senin demektir." Sonra da düşüncelerim, ben farkında olmadan yön değiştirdi; alçak sesle mırıldanıyorum: Basileios Digenis, şaşırtıc' ı Akritas, Her zaman dipdiri gülü Kapadokyalıların Yürekliliğin tacı, gözüpekliğin başı. .. Hala ne görme olanağımız varsa, onları görmeye gittik. Herhalde çok şey kaçırmışımdır. Yalnızca Korama bölgesinde, Kılıçlar Vadisi'nden Matiani'ye, beş kilometre çapında bir alanda, kılavuzumun bütün anlattıklarını görmek için on gün yeter mi bilmem. Ustelik dik kayalara tırmanmak için malzemeniz olması gerekli. İşte toprağın yüzünde bir delik: giriyorsunuz, sütunlarıyla, baştanbaşa fresko kaplı tonozları ve kubbeleriyle koskoca bir kilisede buluyorsunuz kendinizi. Ve biliyorsunuz ki altınızdaki kaya, başka oyuklarla dolu; içinde tüm bir manastırı barındırıyor. Çıkıyorsunuz; gözlerinizi kaldırıyorsunuz ve karşınızdaki kayada, tüm ön yüzü yıkılmış bir narteks görüyorsunuz; Bakire Meryem'i, Başmelek'leri, tonozlu odacıkları, boyalı Malta haçlarıyla, tıpkı bir uçurtma gibi tepeden size bakıyor. Sivri taşların tepesindeki kartal yuvalarına benzer, kayaya oyulmuş, sayısız mağara da cabası. Mağaralarda yaşamak, bu yörelerde çok derinlere kök salmış bir tür içgüdü olmalı. Bu nedenle de İkonakırıcılardan kaçan Aziz Basileios keşişlerinin büyük bölümü Güney İtalya'da yerleşince hemen yeraltına ya da kayaların içine kiliseler kazdılar ve duvarlarını resimlerle kapladılar. Buradaysa mağara yaşamını, bu akınlar, yağmalar ve değişken egemenlikler kavşağının koşulları dayatmıştı. Bunu duvarlarda, kapalı kapıları destekleyen güvenlik kirişinin oturduğu, biçimli kocaman yuvaları gördüğünüzde kesin olarak anlıyorsunuz. Ama daha çok, manastırın girişlerini