Amaçlara ulaşmak için araçlar aranıyor, bulunuyor ya da bulunduğu sanılıyor, kullanılıyor ve işe yarıyor ya da yaramıyor; işe yararsa hep işe yarayacağı sanılıyor, değeri artıyor ve şartlar değişse de hâlâ onun işlevselliğini koruduğuna inanılıyor, alışkanlık halini alıyor ya da tabulaşabiliyor, artık asıl amaçlar unutuluyor ve araçlar amaçların yerine geçiyor; sonuç olarak zihinler sınırlanıyor, gerçek ve kalıcı çözümler bulma yeteneği kayboluyor. Asıl amaçlarımıza ulaştırıp ulaştırmayacağını hesaplamadan peşine düşüyoruz gösterilen hedeflerin. Sadece onlara ulaşmak istiyoruz, ötelerini umursamadan. Sonra hedeflerine ulaştığını düşünen insanların, hayallerin gerçekleştiklerinde insanları mutlu edemeyip boşluğa düşürdükleri yanılgısına sürüklenişlerini izliyoruz. Hedeflerin amaçlardan ne kadar uzaklaştığının göstergesi değil midir bu yakınmalar?
***
Planlarım ve onların olası bedensellikleri ihtimaller içinde uzay boşluğunda kayboluyor. Küstahça devam ediyorum, art arda. Defalarca tazelendim, bütünleştim, dağıldım, birleştim, tekrar parçalandım… Duramıyorum. Aslında bu bütünselliğe karşı güç ve cesaret gibi erdemlerle donanmış değilim. Ben de doğamın gereğini yerine getiriyor, yine aynı koca bedenin beni soktuğu şekle uygun davranıyorum. İçindeyken dışındayım, dışındayken içinde; onun aksine koşarken, ona daha da yaklaşıyorum.
***
Ben ne yapıyor olursam olayım, asla sadece onu yapmıyorum. Yemek yerken sadece lokmamı tatmıyor, sohbet ederken sadece konuşulanları duymuyor ya da seyre dalmışken sadece gözüme yansıyanları görmüyorum. Kafamın içi ötesiyle dolu. Zihnimin kapasitesinin çok azı ana odaklıyken geri kalan kısmı tüm varlığı hissetmeye, algılamaya ve anlamaya çalışıyor. Tüm zamanları düşünüp sebep ve sonuçların kapsamını hesaplıyor. Kıskanıyorum onları;