Mel

Mel

, bir kitap okudu
Puan vermedi·272 syf.·
21 günde okudu
·
2023 36. kitabı
Robert P. Crease
7.8/10 · 15 okunma
Reklam
Puan vermedi·114 syf.··
2023 35. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 12 Temmuz 2023 18:54
Kurgusal kitaplar okuyan biri değilim, uzun yıllar sonra okuduğum ilk kitap ve ayırdığım zamana fazlasıyla değdiğini düşünüyorum. Yazarın kurgu içindeki tüm seçimlerinin mantıksal ve anlamsal bir derinliği var. Olay örgüsüne kattığı her sahne karakterin zihin dünyasıyla aynı bağlamda analojik veya diyalektik bir şekilde ilerliyor. Bildiğim kadarıyla romanlarda bir olay örgüsü vardır ve bu olay örgüsünün karakter üzerindeki izlenimi, etkisi ve evrildiği durum anlatılır. Ama bu romanda Yazar, ufak bir olay örgüsü seçip, zaten yaşayan karakterini edebi dünyada anlatmak için olay örgüsünü araç olarak kullanmış görünüyor. Çünkü romandaki karakterin zihin dünyası, hikayenin önüne geçebilecek kadar etkileyici. Kitaba karakterin zihin dünyası ile giriş yapıyoruz, adı ve kendisi hakkında tam olarak bir şey bilmiyoruz.  İnsanı, toplumu ve olguları sorgulayan, olması beklenen ve onun olmayı tercih ettiği varoluşsal duruş arasındaki çatışmalarıyla yaşamını sürdürürken, sokakta gördüğü bir kediyi eve almasıyla, eleştirdiği ve kaçındığı biyolojik varoluşun diktası evinde, en yakınında ona başkaldırarak kendisini gösterir. Üreyen, çoğalan kedileriyle vicdan ve mantık çatışması gitgide işleri zorlaştırırken karakter bir karar almak zorunda kalır. Karakterin zihni ve olay örgüsü öyle bir hal alıyor ki, kaldığı sıkışmışlık okuyucuyu bile boğacak türden. Yazarın gelişim alanı olarak şunları gördüm; karakterin zihninden gerçek dünyaya geçişi çok keskindi, birkaç paragraf okuduktan sonra ayaklarımızın yere bastığını anlıyoruz. O geçiş daha iyi  nasıl yapılabilirdi hiçbir fikrim yok, belki de bunu kavrama zayıflığı -kurgu okumadığım için- bendedir, bilemiyorum. Son bölüm olan 13 de çok aceleye getirilmiş, öyle bir karar öncesi uzun bir iç hesaplaşma olmalıydı. Yüksek bir ihtimal okuyucuyu
13Alpay Eglenen · Kaos Çocuk Parkı Yayınları · 202014 okunma
Şimdi tek başıma bir sokağın başındayım; boş verin hangisi olduğunu. Dünya üzerindeki çiziklerden birisi işte. Direklerin dibi zirvelerine asılan sahte yıldızlarla aydınlatılan çöplüklerle dolu; evet, vakit gece. Yolun tam orta hizasındayım. Kenarlar kirli kokuların yoğunlaştığı yerler olduğundan iki tarafa da eşit mesafede olduğum bir noktadan gitmem gerektiğini düşünüyorum. *** Düzen, bizi mevcut varlığa hapsedip onun stabil bir parçası olmaya zorlasa da, var olanların ötesinden aldığımız güçle yetişkinliğe karşı koymalıyız.
Onlar sadece şimdinin somutluklarının farkındalar ve farkında olduklarının farkında da değil gibi görünüyorlar. Acı çekerken acı çektiklerinin, mırlarken mutlu olduklarının ve bu hâllerinden dolayı hissettiklerinin düşünceleriyle meşgul olmuyor gibiler. Oysa biz öyle miyiz? Belki bize aslında acı vermeyen bir olguya dair acı verici olduğu yargısını kafamıza yerleştirerek bile ıstırap çekebiliyoruz. Hissettiğimiz acının farkında olup, ondan kurtulup kurtulamayacağımıza dair tereddütte kalabiliyor ve geleceğe sündürebiliyoruz. Bir kedi yemek yerken görünürde bir tehlike yoksa onun önünden alınma kaygısını yaşamıyorken biz mutlu olduğumuzda onu kaybetme korkusuna kapılıp gülüşümüzü kendi kendimize sabote edebiliyoruz. Acıkmayacaksın, susamayacaksın, üşümeyecek ve terlemeyeceksin. Kendine ait güvenli bir ortama, bir yer ve topluma ait olmaya ve kabullenilmeye, sevmeye ve sevilmeye muhtaç olmayacaksın. Doğru ve yanlış davranma konusunda kendini denetlemeyecek, suçlamayacaksın. Gerçekleştirmen gereken ve ulaşamadığında hayal kırıklığına uğrayacağın hedeflerin olmayacak. Kısaca istemediğin hiçbir şeye maruz; bir şey istemeye ve istediklerine ulaşmaya da mecbur kalmayacaksın. Yok olacaksın ya da geçmişe dönüp hiç olmayacaksın. Hiçbir şey hissetmeyecek, düşünmeyeceksin. Farkında olmadığın için hiçbir şey de olmayacak ya da varsalar bile farkında olmayacaksın. Bu ihtimalin karşısına olabilecek en refah yaşamı da koysanız, iki seçeneğin her birini tüm yönleriyle kavrayabilen her insan ilkini seçecektir. Bu durumda irademiz dışında var olmamıza neden olanları suçlamalı mıyız; yani anne ve babalarımızı? 
Amaçlara ulaşmak için araçlar aranıyor, bulunuyor ya da bulunduğu sanılıyor, kullanılıyor ve işe yarıyor ya da yaramıyor; işe yararsa hep işe yarayacağı sanılıyor, değeri artıyor ve şartlar değişse de hâlâ onun işlevselliğini koruduğuna inanılıyor, alışkanlık halini alıyor ya da tabulaşabiliyor, artık asıl amaçlar unutuluyor ve araçlar amaçların yerine geçiyor; sonuç olarak zihinler sınırlanıyor, gerçek ve kalıcı çözümler bulma yeteneği kayboluyor. Asıl amaçlarımıza ulaştırıp ulaştırmayacağını hesaplamadan peşine düşüyoruz gösterilen hedeflerin. Sadece onlara ulaşmak istiyoruz, ötelerini umursamadan. Sonra hedeflerine ulaştığını düşünen insanların, hayallerin gerçekleştiklerinde insanları mutlu edemeyip boşluğa düşürdükleri yanılgısına sürüklenişlerini izliyoruz. Hedeflerin amaçlardan ne kadar uzaklaştığının göstergesi değil midir bu yakınmalar?  *** Planlarım ve onların olası bedensellikleri ihtimaller içinde uzay boşluğunda kayboluyor. Küstahça devam ediyorum, art arda. Defalarca tazelendim, bütünleştim, dağıldım, birleştim, tekrar parçalandım… Duramıyorum. Aslında bu bütünselliğe karşı güç ve cesaret gibi erdemlerle donanmış değilim. Ben de doğamın gereğini yerine getiriyor, yine aynı koca bedenin beni soktuğu şekle uygun davranıyorum. İçindeyken dışındayım, dışındayken içinde; onun aksine koşarken, ona daha da yaklaşıyorum. *** Ben ne yapıyor olursam olayım, asla sadece onu yapmıyorum. Yemek yerken sadece lokmamı tatmıyor, sohbet ederken sadece konuşulanları duymuyor ya da seyre dalmışken sadece gözüme yansıyanları görmüyorum. Kafamın içi ötesiyle dolu. Zihnimin kapasitesinin çok azı ana odaklıyken geri kalan kısmı tüm varlığı hissetmeye, algılamaya ve anlamaya çalışıyor. Tüm zamanları düşünüp sebep ve sonuçların kapsamını hesaplıyor. Kıskanıyorum onları;
Reklam