Sadece evlilik üzerine değil, Anne/Baba gibi üstlenilen misyonun zorluklarını ve farklı perspektiflerini de ele alıyor. Ama ben sadece evlilik üzerine olan düşüncelerini, biraz da kendi bakış açım ile irdelemek istiyorum.
Evlilik: Çoğunlukla hetero çiftlerin din ve hukuki yasaların belirlediği çerçevelerde, kamunun şahitliğinde yapılan bir antlaşmadır. En belirgin özelliği üremek, çocuk sahibi olmaktır.
Daha romantikleştirecek olursak; Kadın ve Erkeğin mutlu bir yuva kurma istenci ile düğünle taçlandırdığı bir eylemdir.
Marksist yaklaşacak olursak: Mülkiyetin korunması için devletin denetiminde çiftler arasında yapılan bir antlaşmadır.
Dinlerin tanımıyla: Cinsel hazzın kontrol altına alınıp, neslin devamını sağlamak için yapılan kutsal birleşme.
Russell'in tanımıyla: Evlilik iki insanın birlikte olmaktan hoşlanmalarından çok daha ciddi bir şeydir. Evlilik toplumun gerçek dokusunu biçimlendiren, çocukların doğumuna neden olma gerçeğinden kalkınan ve karı kocanın kişisel duygularının çok ötelerine uzanan bir kurumdur. Her ne kadar ailenin kaynağı biyolojik ise de uygar toplumlarda aile yasaların ürünüdür.
Evlilik kurumunun kendi içinde sorunsalları mevcuttur, kitapta geçtiği kadarıyla birkaçını aktaracağım.
Fransız Devrimi'nden bu yana, evliliğin romantik aşk sonucu doğması gerektiğine ilişkin bir düşünce geliştiğini belirtiyor. Romantik aşkın etkisi altında kalarak insanların birbirleri hakkında ön cinsel bilgiye sahip olmadan evlenmeleri, her birinin karşı tarafın sonlu güzelliklerden öte güzellikler taşıdığını hayal etmesine ve evliliğin uzun bir mutluluk düşü olacağını ummasına yol açacağını söyler. Özellikle saf ve cahil yetiştirilmiş ve bu nedenle duyduğu cinsel açlıkla, duygusal hoşlanmayı birbirinden ayıramayan kadın bu durumdan çabuk etkilenir diyor.