Gece aynı zamanda bir güneştir.
*
Geceyi keşfedecektim! Ama hayır, gece beni keşfediyor..
*
Bu dünyada iki kesin bilgiye sahibiz: Her şey olmadığımız ve ölümlü olduğumuz. Ölümlü olduğumuzun bilincinde olduğumuz gibi her şey olmadığımızın bilincinde olsaydık sorun yoktu. Ama eğer uyuşturucu bulamazsak dayanılmaz bir boşluk ortaya çıkar. Her şey olmak istiyordum: Bu boşlukta tükenmek yerine, cesaretimi topluyor ve kendi kendime şöyle diyorum: “Bunu istemekten utanç duyuyorum, çünkü şimdi görüyorum ki bu istek uyumak demektir”, böylece özel bir deney başlıyor. Tin, içinde korku ve esrimenin birleştiği tuhaf bir dünyada deviniyor.
*
İnsanın olabilirin ucuna yaptığı yolculuğu deney olarak adlandırıyorum. Bu yolculuğu herkes yapamaz, ama yaparsa, bu yolculuk, olabiliri sınırlayan şimdiki değerlerin, otoritelerin yadsınmasını öngörür. Diğer değerlerin, diğer otoritelerin yadsınması olgusundan, gerçek varlığa sahip deneyin kendisi kesin olarak değer ve otorite olur.
*
“Tüm entelektüel işlemin özden durdurulması” ile tin açığa çıkmıştır. Aksi halde söylem tini kendi küçük sıkıştırmasının içinde tutar. Söylem isterse fırtına yaratabilir, hangi çabayı gösterirsem göstereyim, ateşin yanında rüzgâr donamaz. İç deneyle felsefe arasındaki fark temelde, deneyde anlatımın bir araç ve aynı zamanda araç olurken bir engel olduğu ve bundan başka hiçbir şey olmadığından ileri gelmektedir; önemli olan artık rüzgârın anlatımı değil, rüzgârın kendisidir.
*
Karşı çıkma, söylemle ve dramatik teşvikle sınırlansaydı, içimizde gerçekten güçsüz olarak kalırdı. İçine görmemek üzere gömüldüğümüz kum, sözcüklerden oluşmuştur ve onlardan yararlanan karşı çıkma, –eğer bir imgeden farklı bir diğerine geçersem– çırpınırken batan ve gayretleri kesinlikle batan çıkmazdaki insanı düşündürür: Ve sözcüklerin,