Georges Bataille, sıradışı düşünen bir sürrealist yazar. Bu yüzden bazıları onu rahatsız edici bulurken, bazıları da fikirlerini fazlasıyla uçuk olarak değerlendiriyor. Felsefede kolay kolay anlaşılmayan, metinleriyle okurunu zorlayan biri. İç Deney de tam olarak böyle bir kitap: dikkat isteyen, yoğun ve kolayca içine girilemeyen bir metin.
Bataille, aklın değil, hissin peşinde. İç Deney dediği şey, ölüm korkusu, yoğun haz ya da acı gibi uç anlarda ortaya çıkan bir tür varoluşsal patlama. Bu anlarda benlik çözülür ve insan mutlak bir şeye yaklaşır Düşüncenin ötesine geçer; işte iç deneyimin başladığı yer tam da burasıdır.
Bataille bu hali dinî vecd anlarına benzetir. Ama onun için Tanrı da sorgulanması, hatta aşılması gereken bir güç. Asıl amaç onunla yüzleşmek ve benliğin sınırlarını zorlamak.Bu yolculukta haz, suç ve acı iç içe geçer. İçsel deneyim, işte bu zıtlıkların kesişiminde ortaya çıkar ve tam da burada, bir tür tanrısallık barınır.
Bataille’ın düşünceleri, yer yer Heidegger’in " Hiç" kavramına ait düşüncelirini bana hatırlattı. Farklı yollardan gidiyorlar; Biri daha mistik, diğeri daha felsefi ilerliyor ama insanın kendisiyle yüzleştiği o sınırlarda yolları kesişiyor gibi...
Kitabın dili de içeriği kadar sarsıcı. Düz bir anlatım beklemeyin. Parça parça ilerleyen aforizmalarla dolu, kopuk bir yapıya sahip. Okurken zaman zaman bu parçalanmış yapının içinde kayboldum ama geri dönüp tekrar okuyunca etkisini daha iyi hissettim. Çünkü bir bütün olarak değil, sarsıcı anların dizisi olarak okunuyor. Nesnel bir bilgi sunmuyor. Ancak felsefi bir anlam çerçevesinde anlatılamayanı akılla kavranamayanı sanki anlamak için değil hissetmek için söze dökmüş.
Her şeye anlam bulmaya çalışıldığı bu dönemde, İç Deney bizi varoluş sorgulaması ile başbaşa bırakıyor.