Almanya, önümüzdeki bu derlemeler kitabında yer alan Meduza-kılıklı düşüncelerin yarattığı duygusal ve zihinsel bulanıklıklardan çıkıp kendisi için doğru olan yolu bulmadıkça, kendisi için ümit edebileceği bir gelecekten de yoksun kalacaktır. Belki de, "çıkmak" sözcüğü yerine, "sıyrılmak" demek daha doğru olacaktır. Ama, bu işin nazikçe konuşmalarla ya da konuya karşı yakınlık duygusu kazanmakla başarılması olanaksızdır. Bunların ikisine de yer olamaz burada. Ayrıca, tartışmak için yaran dokunabilecek retorikten de bu konuda bir yarar umulamaz. Bunların yerine, dil’in ve aklın henüz bize sağlayabildiği tüm olanaklarla, düşünsel binbir kurgulamayla insana hiçbir yarar sağlayamayan bu mistisizmin önümüze yığdığı kasvetin kaynağı olan
"ilksel deneyim"(*) safsatasının içyüzünü göstermeliyiz insanlara. Ancak bunu yaparsak, savaş olgusunun iç yüzünü ortaya serebilir; savaşın ne bu yeni Almanların tapındıkları gibi "ebedi" bir savaş olduğunu ve ne de pasifistlerin sandıkları gibi "son" olarak kalacağını gösterebiliriz. Gerçekte,
önümüzde tek bir savaş bulunmaktadır: İnsanların, ellerindeki teknoloji aracılığı ile Doğa’yla kurdukları ilişkiye uygun biçimde, kendi aralarındaki ilişkilerdeki yanlışlığı düzeltmekteki yetersizliklerinin giderilmesi için açılması gereken savaş. Bu son bir şans tanıyan, korku verici ve son savaştır. Bu düzeltim çabası başarısızlığa terk edilecek olursa, milyonlarca insan bedeni çelik ve gazlarla paramparça edilecek, ezilip yo kolacaktır. Ama, şiddetin Ölüler Ülkesi’nin müminleri olmayı kabullenmiş, içleri dışları Klages’in cilt cilt yazdığı yazılarla doldurulmuş bu yazarların teknolojiyi bir fetiş olarak görmeyip onu mutluluğa giden yolun ilk adımı sayan; kendileri kadar aylak olmadıklarından marazi düşüncelere yönelmedikleri için çok daha ölçülü,