Mel

"Her şey, kendi içinde olduğu sürece, kendi varlığında kendini korumaya çalışır."
Reklam
Dijital teknoloji ve elektronik medyanın beraberinde getirdiği yeni imkanlar günümüzde pek çok insanın kimi alanlardaki (kişisel, mesleki, sosyal, kültürel, toplumsal, politik) yaşam pratiğini kökten değiştirdiği için bunlardan bazılarını vurgulamak istiyoruz: (1) Dijital teknoloji ve elektronik medyayla birlikte mekanın ve zamanın sınırları silinmekte, bunun sonucu olarak zaman ve mekandan bağımsız olunabilmektedir: Herkes her zaman ve (neredeyse) her yerde herkesle bağlantı kurabilmekte, mesleğini icra edebilmekte, sipariş verebilmekte, bilgi, eğitim ve eğlenceye erişebilmekte, tatmin bulabilmekte, böylece gece gündüze, gündüz geceye, Pazar günü iş gününe, iş günü tatil gününe dönüşebilmekte, herkes kusursuz bir biçimde gösteriye dönüşen yaşantı mekanlarıyla geçmişe ya da geleceğe, Antarktika'ya, Seyşel Adaları'na veya uzaya gidebilmektedir. (2) Dijital teknoloji ve elektronik medyayla gerçeklik yeniden, başka türlü ve daha iyi bir biçimde yaratılabilmektedir: Hem bizi çevreleyen gerçeklik hem de kendi bedensel, ruhsal ve zihinsel gerçekliğimiz sanal ya da simüle yaşantı dünyaları formunda çok daha iyi, "daha hiper gerçek", daha hakiki ve cazip bir biçimde yapılandırılabilmektedir; yeni iletişim araçlarının desteğiyle yaratılan dünya bizi kuşatan gerçeklikten daha renkli, daha duyusal, daha duygusal, daha heyecan verici, daha öğretici, "daha davetkar" olabilmektedir; ama bu yeni yaratım öncelikle insanın kendi gerçekliğinin gölgelerini, sınırlılıklarını, düş kırıklığı potansiyellerini küçültme, hatta aşma imkanını sunmaktadır: Gen teknolojisiyle genetik hastalıkların ya da sakatlıkların kökü nasıl olsa kazınacak, ruhsal teknikler korku ve güçsüzlük duygularını, esenlik ürünleri acıyı, farmakoloji tekniği depresyona yol açan transmitter azlığına çare olacak, bu
Adam Smith için değerler, yani estetik gibi etik de sadece toplumda doğabilir. Kendi hakkımızda bir düşünceyi kendi dışımıza çıkmadan oluşturamaz ve kendimize diğerlerinin gözleriyle bakamayız. Bir insanı yalnızlık içinde büyütürsek bu kişi hiçbir yargıya, hatta kendi hakkında bir yargıya bile ulaşamaz: Kendini görebilmesi için ayna yoktur. "Bu kişiyi topluma yerleştirdiğinizde o zamana kadar sahip olmadığı aynayı bulacaktır." Gerçekten de Montaigne daha o zaman kendi hakkında şu terimleri kullanır: "Çocukluğumdan beri kendi hayatımı başkalarınınkine bakarak kurmak için ... "
Belki de pek çok hatıranın, diğer insanlar onları bize hatırlattığı için depreştiği konusunda uzlaşacağız; hatta bu insanlar fiziken mevcut olmadığında, bizim grubumuzun yaşamında yer tutan bir olayı hatırladığımızda kolektif hafızadan bahsedilebileceği ve bu grubun görüş açısına göre düşünmüş olduğumuz, şuanda bir şeyi hatırladığımızda da yine bu grubun görüş açısına göre düşündüğümüz konusunda da uzlaşacağız. Böyle bir zihinsel tutum, yalnızca, bir topluluğun parçası olan ya da olmuş bir kişide mümkün olabileceği için ve bu kişi uzakta da olsa halen onun dürtüsüne maruz kaldığından, bu ikinci nokta üzerin de uzlaşmayı istemeye hakkımız var. Yalnızca grubun bir üyesi gibi davrandığımız için bir nesne hakkında düşünebilmemiz, bu düşüncenin koşulunun hiç şüphesiz bu grubun varlığı olması noktasında geçerlidir. Bu nedenle, bir kişi yanında hiç kimse olmadan evine döndüğünde, kelimenin ilk anlamıyla sadece bir süreliğine "yalnız kalmıştır". Ancak, bu zaman aralığında bile düşünceleri ve eylemleri, doğası gereği sosyal bir varlık olmasıyla açıklandığından ve herhangi bir topluluk içerisinde yer almayı tek bir an bile bırakmadığından, bu kişi sadece görünüşce yalnız olmuştur. Bu noktada esasen bir zorluk bulunmamaktadır. ... Bir grubun bir üyesi başka bir grubun bir parçası olsa da, her iki gruptan edindiği düşünceler birden bire zihninde karşılaşsa da, varsayım gereği, bu karşıtlığı yalnızca kendisi algılayabilir. O halde, eğer bu iki grubun diğer üyelerinin ondan başka ortak temas noktaları yoksa, kendisinde onların hissedebileceğiyle orantısız bir izlenim oluştuğunu nasıl düşünmeyecek? Bir hatıranın aynı anda iki çerçeveye birden dahil olduğunu düşünelim; fakat bu çerçeveler, karşılıklı olarak, onun diğer çerçeveyi görmesini engelliyor. Kişi dikkatini hatıranın
Pascal bakış açısı çok farklı olsa da aynı insan tasavvurunu paylaşır. "İçimizdeki ve kendi varlığımızdaki hayattan memnun olmuyoruz: İstiyoruz ki diğerleri bizim kurguladığımız bir hayata sahip olduğumuzu düşünsün, ve biz de bu kurmaca hayatı yaşıyormuş gibi görünmeye çalışıyoruz", diye yazar. Pascal üzülerek şunu da söyler: Kendi kendimize yetmeyi bilmiyoruz; bizim kendimizi sürekli toplumla oyalamamızı melankoliyle izler. Toplumsallık gerçektir; ama ideal olan, yalnızlıktır, çünkü bu aynı zamanda bizim doğamızın derin hakikatidir: İnsan hayatına ilişkin tasavvurlarımızı destekleyen ilk büyük bireyci görüş değişkesi böyledir.
Reklam