İnsani olan'ı sadece insana özgü olan'a indirgeyemeyiz. İnsan öncelikle
maddi bir nesnedir ve bu özellik bazı davranışlarını ona dayatır. Aynı
zamanda yaşayan bir varlık, bir hayvandır ve hayvanlarla onlara özgü
nitelikleri paylaşır; ikinci davranış kümesi bu yolla açıklanabilir. Ama
aynı zamanda insan başka hiçbir canlıya benzemeyen, toplum içinde,
diğer insanlarla birlikte yaşayan bir varlıktır. Kozmik, hayvansal ve toplumsal olmak üzere bu üç seviye bazı sınır durumlar belirlense bile birbirlerine indirgenemez.
Böylece ilk sınır olmak ile yaşamak arasında, sabitlik ile değişim arasında, kendiyle aynılık ile dönüşüm arasında yer almaktadır. Olmak itkisini açığa çıkaran uç davranışlar bitkinlik, ağır depresyon, kendini hiçlikte
yitirmedir; ama bu itkiden kısmen etkilenen eylemler çok daha yaygındır.
İnsanın kendini ağaç, ta§, beton gibi hissettiği, bütün varlığın mineral
haline geldiği, artık hiçbir şeyin bizi ilgilendirmediği, artık konuşma, her
zamanki gibi hareket etme isteğinin kalmadığı, ötekinin var olmadığı,
yemek yemenin bırakılıp yalnızca karın doyurulduğu, algımızın söndüğü,
aynı anda yenilmez bir uyuşukluk içine düştüğümüz anları yaşamamış
kim vardır ki? Bu hareketsizlik elbette çok zenginleştirici değildir, ama
ondan istenen de bu değildir; bunun üstümüzde gerçekte olumsuz olsa da rahatlatıcı bir etkisi vardır. Bu ayrıca çelişkili olarak sonsuzluğa ve
mutlak'a ilişkin olarak tek deneyimimizdir: Sadece hiçlik buraya katılır;
hayatın her zaman geçici inşaları zorunlu olarak bitimli, kısmi, görecelidir.
Bu duruma ili§ kin daha etkin bir değişke saplantılı ve mekanik jestleri
yapmaktan, anlamdan yoksun ama geçmişte yapılmış eylemleri ardı ardına sıralamaktan ibarettir. Kimi günler bütün varlığı kaplar gibi görünen davranışlardır bunlar: Çimleri biçmek, evi