Mel

Mel

, bir kitap okudu
Puan vermedi·204 syf.··
18 saatte okudu
·
2021 107. kitabı
Marian Wolfe Dixon
7.5/10 · 9 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖

Mel

, bir kitap okudu
Puan vermedi·272 syf.··
9 günde okudu
·
2021 106. kitabı
Jon Nuttall
7/10 · 59 okunma
H. Bradley, organik cemaati, kişisel çıkarla komünal değerler arasındaki ahengi şöyle anlatır: Çocuk doğar; o bir çöle değil, fakat yaşayan bir dünyaya, kendine ait hakikî bir bireyselliği olan bir bütüne, kendisini bir organizmadan başka bir şey olarak görmenin zor olduğu ve İngiltere'de bile, bizim şimdilerde bu adla çağırmaya başladığımız bir sistem ve düzene gelir. ... O kendi ayrı benini dahi düşünmez, kendi dünyasıyla büyür, zihni kendisini doldurur ve düzenler; kendisini bu dünyadan ayırabildiği ve ondan ayrı bildiği zaman da, onun kendi öz-bilincinin nesnesi olan benliğine başkalarının varoluşu nüfuz eder, o başkalarının varoluşuyla etkilenip, onlarla karakterize olur. Onun içeriği tek tek her dokuda cemaat ilişkilerini ihtiva eder. O, deyim yerindeyse, konuşmayı burada öğrenmiştir veya henüz öğrenmektedir, o burada ırkının ortak mirasım kendine mal eder, onun kendisinin kıldığı lisan ülkesinin dili, başkalarının konuştuğu aym lisandır ve o kendi zihnine ırkının duygu ve düşüncelerini taşır ve onları zihnine silinmezcesine damgalar. O bir örnek ve genel gelenek atmosferinde yetişir, onun hayatı tek bir küçük hayattan başka ve daha yüksek dünyalara doğru genişler ve o ardışık duraklar boyunca, içinde yaşamış ve yaşamakta olduğu bütünü kavrar.... Onun içindeki ruhu doyuran, dolduran, koşullayan, bu ruhun özümsediği, cevherini kendisinden aldığı, kendisini kendisinden hareketle inşa ettiği hayat, evrensel yaşamla bir ve aynı olan hayattır.
Başka bir deyişle, Hegel, insanın gerçekten özgürleşebilmesi için, her şeyden önce onun özlemlerini karşılayıp, kendisini gerçekleştirmesini sağlayacak doğru ve rasyonel bir biçimde düzenlenmiş kurumlara ihtiyaç bulunduğunu öne sürer. Bu kurumlar, düzenlenişlerine ve yapılarına bağlı olarak, inşasını sınırlayabildiği kadar geliştirebilirler de. Dahası özgürlük, ancak kişiler arası bir hayat içinde gerçekleşebilir. Çünkü insanın kendisini gerçekleştirebilmesi için, öncelikle kendisini tanıması, bir özbilince sahip olması gerekir. İnsanın özbilince sahip olması ise onun başkalarıyla karşılaşmasını, onlar tarafından tanınmasını gerektirir. Hegel'e göre, söz konusu tanınma sürecinden önce, bireyin özbilinci sadece bir doğuş evresindedir. Fakat bu karşılıklı tanınma sürecinin ardından, ilişkinin taraflarından her biri yaşayan akıl sahibi bir varlık olarak belli bir kimliğe sahip olur. Başka bir deyişle, insan sosyal olarak tanınan ve kabul gören bir kişi haline gelirken, biraz daha gerçekleşmiş, hakiki anlamda özbilince sahip bir varlık olma düzeyine yükselir. Demek ki Hegel'e göre, karşılıklı tanınma ve kabul görme süreci, başlangıçta taraflardan her birinin üstünlüğünü kanıtlamak amacıyla girdiği çatışmayı aşan bir şey olmak durumundadır. Bu çatışmanın sonuçlan söz konusu olduğunda, taraflardan biri, diğerinin tanınma isteğini boşa çıkartırken, onu hâkimiyeti altına alabilir. Fakat her iki taraf da birbirlerini karşılıklı olarak tanıdığında, sadece kendileri kendi içlerinde belli bir uyuma kavuşmakla kalmazlar, uyumu birlikte yaratma yoluna girerler. Bu sayede birlikte zenginleşip, bu türden ilişkiler yoluyla gerçek bir cemaati, organik bir toplumu tesis ederler. *** Hegel, insanın bölünmüş, kendisini başkalarına ve politik düzene yabancılaşmış bir varlık olarak
Değer açısından tam bir realizmin savunuculuğunu yapan Scheler bile, farklı kişilerin farklı ahlaki doğa ya da potansiyelleri olduğunuve bu farklılıklara saygı gösterilmesi gerektiğini kabul eder. Sözünü ettiğimiz bütün etik düşünürler, buna rağmen insanın gelişiminde kendisine yol gösterip ilham verecek birtakım temel veya üst değerleri keşfetmenin önemine vurgu yaparlar. Öte yandan, Kıta etikçilerini bir kez daha birleştiren bir husus olarak, istisnasız hepsinin yaşadıkları tarihsel dönemlerin olumsuz koşullarına veya zaman zaman felaketlerine tanık olmuş olmalarıolgusu verilebilir. Buna göre, Hegel Fransız Devrimi'nin kimi aşırılıklarıyla son dönemde yaşadığı terörü yakından görmüş, Kierkegaard, Nietzsche ve Schopenhauer kitle kültürünün yükselişine tepki vermiş, Scheler de Birinci Dünya Savaşı'mnacılarına tanıklık etmişti. Sartre ve Levinas ise İkinci Dünya Savaşı'nın bütün acılarını ve toplama kamplarının dehşetini yaşamıştı. Onlar etik kuramlarım oluştururken, bu tarihsel, politik ve kültürel koşullar, öyle sanılır ki, akıllanndan hiç çıkarmadılar.  1-  Eleştirel etiğin temsilcilerim birleştiren bütün bu ortak noktaların yanında, bir de onları birbirlerinden belli ölçüleriçinde ayıran üç nokta vardır. Bunlardan birincisi, söz konusudüşünürler arasında değerlerin durumu veya statüsü noktasında oluşan karşıtlıktır. Buna göre bu düşünürlerin hepsi de değerlerin kaçınılmazlığına vurgu yaparken, içlerinden Hegel, Scheler ve Hartmann gibi bazılan değerlerin insandan bağımsız varoluşu veya nesnelliğinde ya da verilmişliğinde ısrar etmişlerdir. Gerçekten de Hegel, bireyin ahlaki hayatının var olan kültürün değerleriyle başladığını ve bu değerlerin ahlaklılığın merkezinde bulunduğunu savunuyordu. Aynı şekilde Scheler de duyguların insandan bağımsız değerler dünyasına