On birinci bölük siperi, bugün pek tehlikeli bir an geçirdi. Arkasından atılan bombalardan birinin muvazenesi bozulmuştu. Koca mermi bölüğün siperine doğru istikamet aldı, havadan onun uçuşunu takip eden gözler iri dairelerle açılmıştı. Ön siperde arkadaşlannın mahvolacağını gören batarya nefesi tıkanıp bekledi.
Korku bilmeyenler kalplerini elleriyle sıkıp gözlerini kapadılar.
Halbuki harple uğraşan 1 1 'nci bölük siperinin zavallı askerleri, bu felaketten haberdar değildiler. Bir an, bir küçük tesadüf, bomba siperin hemen önünde yumuşak toprak üstüne düştü. Ve yalnız toz kalktı. Esasen havada müvaze nesi bozulduğu için yan düşmüş, tapası sağlam kalmış, bu mehabetli lağam ateş almamıştı.
Vakayı gören bir nefer, siperinden fırlayıp sapından tuttuğu tehlikeli bombayı omuzuna aldı ve İngilizlerin bir saniye kesilmeyen ateşi altında siperler üzerinden atlayarak kestİnn e bir yoldan bataryanın yanına geldi. Bu sefer bom ba hakiki hedefini buldu.
Tarih böyle kahramanların isimlerini yazmaz, fakat İkinci Gazze Muharebesinin son gününü görenler on birinci bölüğün ismini unutamazlar.
Alman denizinden Türk denizine doğru, büyük bir yıkılış vardı. Bizi belimize kadar gömen heyelanın altından başlarımızı güç doğrultmuş, birbirimizi aldatıp avutmaya uğraşıyorduk.
İmparator Vilhelm, İmparator Şarl ve İmparator Mehmed, sırmalarından sıynlmış, üç tahta manken gibi duru yorlardı: Hindenburg'un ahşap heykeli gibi, fakat altın çivi değil, milli ıstırapların okları saplanan üç manken.
Tuna yukarısında iki imparatorluk, Akdeniz kıyısında bir imparatorluk ve Tuna kenarında bir krallık devrilrnek üzere idi.