Sevgili okur, her yaz mevsiminde Nazan Bekiroğlu romanlarından bir tane okumayı kendime alışkanlık haline getirdim.
Denize bakarken, ılık bir rüzgar eşliğinde okunacak bir yazarımız kesinlikle. Hikâyelerinde dün ile bugünü romantik bir akışla işliyor genellikle. Hayal kurmaya vaktiniz oluyor böylelikle. Hikayenin içerisinde buluyorsunuz kendinizi...
Siz de benim gibi günlük telaşlara mola verdiğiniz bir zaman dilimindeyseniz bu kitap tam size göre diyebilirim.
Fakat en son okuduğum Kehribar Geçidi romanında da belirttiğim gibi vaktinizin geniş olduğu zaman dilimine ayırmalısınız okumanızı. Zira Yazarımız uzun cümleler kurmayı pek seviyor. Her girdiği sokağı, her gördüğü insanı ayrıntılarıyla işlemekten kendini alamıyor. Tam hikayeye dalarken bir işiniz çıkarsa, kaldığınız yerden başlamak maalesef kopma hissi uyandıracaktır.
Hakeza bölümler birbirinden uzak peyzajlarda. Bir bölümü bitirdiginizde diğerine başka hikayede başlıyorsunuz ve diğer hikayeye gelene kadar öbür hikaye unutuluyor ve geri dönüp bir göz atmanız gerekiyor.
600 sayfalık bir roman yazacağım diye bu kadar diretmesini anlamamakla birlikte kelime haznesi, ve tekrara düşmeyen hikayeciliğine ise hayran kalıyorum.
Nar Ağacı romanının konusu tarihten izler taşımakta. İçinde dram, savaş, açlık, zenginlik, kavga, göç, ticaret ve aşk gibi her türlü hikayeyi barındırıyor. Dil sade ve akıcı. Sadece uzun anlatımlara hazırlıklı olun sonu ise size güzel tat verecektir.
Eksi ve artısı ile anlattığım kadarıyla diyebilirim ki; yazarımızın yeni bir romanı çıktığı zaman, onu da gözüm kapalı alır okurum. Okumaya niyeti olana şimdiden iyi okumalar dilerim...