Varlığım onları (erkekleri) korkuttuğu için beni ölüme mahkûm etmişlerdi. Yaşadığım sürece güvende olmayacaklarını, onları öldüreceğimi biliyorlardı. Benim yaşamam onların ölmesi, ölümüm onların yaşaması demekti. Onlar yaşamak istiyorlardı. Yaşamak daha çok suç, daha çok yağma, sınırsız çapulculuk demekti onlar için. Yaşamı da, ölümü de aşmıştım; çünkü artık ne yaşama arzusu duyuyor, ne de ölümden korkuyordum. Hiçbir şey istemiyor, hiçbir şey ummuyordum. Hiçbir şeyden korkmuyordum. Bu yüzden özgürdüm. Çünkü yaşamımız boyunca bizi köleleştiren isteklerimiz, Umutlarımız, korkularımızdır. Özgürlüğüm onları öfkelendiriyordu. Hâlâ istediğim, hâlâ korktuğumu ya da hâlâ özlediğim bir şey kalmış olması hoşlarına giderdi. O zaman beni bir kez daha köleleştirebilirlerdi.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Buz gibi, sessizce ilerledim; adımlarım düzenli seslerle yere vuruyordu; Çünkü benim gibi bir kadının tökezlemesini beklediklerini biliyordum; o zaman alıcı kuş gibi üstüme çullanacaklardı."
“I was full of unbearable longing. The Portuguese have a word for it: saudade - a yearning for a happiness that had passed, or perhaps never existed. My saudade was like travelling in a car on a dark road and seeing, for a second, a lit window, and then, very quickly, not seeing it.