Etekliği rüzgârda savruluyordu, kısacık saçları da öyle. Aklımda kalmış, çünkü Broad Street’te durup “Trende hani! Didcot’da!” diye bağırdığı o kısacık saniyelerde bir eli saçındayd, alnından kaldırıyordu, öbür eli etekliğinin üstünde, rüzgâr da bastırıyordu.”Trende! Didcot’ta! “ diye yineledim ben, tanıdığımı onaylayarak(lacivert paltomun etekleri bacaklarıma çarpıyordu)…