Bu apartmanda uyuyan bir kadın değil, kapanan bir devir bıraktığımı hissederek yürüdüm, her adım attıkça yeni bir sahada ilerlediğimi ve güzel bir meçhule doğru gittiğimi sanıyordum.
Önüme çıkan ilk taksiye bindim.
Nereye? diye sordu şoför.
Bu sual bana insanın hedefi için sorulmuş gibi geldi.
- Açıklık bir yere, güneşli bir yere, buralardan uzaklara,
git gidebildiğin kadar! dedim ve arkama yaslandım.
Yalnız ahmaklar plân yaparlar. Şoförlerin umumî kaideler haricinde bir plânları olsaydı yüz metre ileri gidemezlerdi: yolun hangi köşesinden, ne zaman, ne şekilde, hangi araba, insan ve hayvan çıkacağını ve ne tarafa gideceğini aslâ bilmeyiz. Bütün hayat böyledir. Tarihteki büyük vakaların hangisi evvelce tahmin edilmiştir? Mademki hiçbir ânın ötekine benzemediğini ve tarihin tekerrür etmediğini öğrendik, yarını tahmin etmeğe niçin cüret ediyoruz ve ilimle fal kitabı arasındaki büyük farkı niçin anlamıyoruz? Kararsız, bir dünyada olduğumuzu bilelim ve statik fikirlerimizle hayatı kalıplamak gibi sonu gelmeyen maceralardan vazgeçelim.
- Ben yalnızlığın cemiyete rağmen, kalabalığa rağmen içimizi kaplayan ruhî bir halet olduğunu bilirim. Evlenmek insanı yalnızlıktan kurtarmaz, belki daha müthiş bir yalnızlığa atar. Bu iki kişinin bir arada ve ayrı ayrı yalnız kalması demektir ki cemiyetten gelecek imdadın da kıymetini sıfıra indirdiği için en ümitsiz yalnızlıktır.