Hemen hemen her tür kitabı okurum. Saramago'nun, George Orwell'ın, Jack London'ın ve Faruk Duman'ın büyük bir hayranıyım. Kahve ve kitap bu ikisini de ayrıca çok çok severim.
Bilinmeyen Adanın Öyküsü: İnce bir kitap olduğu için ve eğlenceli de olduğu için bununla başlamanızı öneririm.
Ölümlü Nesneler: İçerisinde çok güzel 6 hikaye var.
Kopyalanmış Adam: Özellikle kitabın sonu tüyleri diken diken eden cinstendi. Konusu; Tarih öğretmeni olan Tertuliano Maximo Afonso’nun bir filmde kendisine çok benzeyen bir oyuncuyu görmesi üzerine o kişiyi bulma çabasını ve bulduktan sonrasını ki olaylar tam da burada başlayıp gelişmeye başlıyor konu alıyor.
Körlük: Muhteşem bir kitaptır.
Görmek. Körlüğün devamı kitap bir yerde oraya bağlanacak.
Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş: Kitap beni adeta büyüledi. Yine oldukça akıcı ve hiç sıkmayan bir kitap. Jose Saramago yine hikaye aralarına girip ufak ufak tebessüm ettiriyor. Bu kitabı okuyunca ölümsüzlük istemezsiniz diye düşünüyorum. Başta bana yazarın ‘‘Körlük’’ kitabını anımsattı ama olaylar daha sonra çok değişti ve farklı bir hikayeye döndü. Kesinlikle ama kesinlikle okumanızı tavsiye edeceğim bir kitap. Konusuna kısaca değineyim; yılbaşının ertesi günü bilinmeyen bir ülkede hiç kimse ölmez. Ülkede ölüm olmayınca kaos meydana gelir. Daha sonra ise ölüm tekrar ortaya çıkar ve hikaye buradan sonra çok daha farklı şekilde değişip, gelişmeye başlar.
Mağara: Etkileyici bir kitaptı, Jose Saramago’ya hayran olmamak elde değil. Kitabı okumaya başladığınız anda sizi içine çekiyor ve hikayedeki aileyle yaşıyorsunuz. Kitabın bize anlatmak istediği mesaj tüketim toplumu olduğumuz, modern yaşamın bizlere özgürlük değil kölelik sunduğu. Bunu da yazar çok güzel bir şekilde anlatmış. Konusu; çömlekçi olan Cipriano Algor, kızı ve merkez denen yerde güvenlik görevlisi olarak çalışan damadı ile birlikte köy evinde yaşıyor. Cipriano Algor bu çömlekçilik işi ile evini geçindirdiği için merkez denen yere (bu merkezi bugünkü
Hepimiz kendi varlığımızın ıssızlığında dolaşıyor, değersizliğe değer atfediyoruz; oysa sevdiğimiz ve nefret ettiğimiz, inandığımız, uğruna mücadele ettiğimiz ve hatta öldürdüğümüz her şey pleksiye yansıtılan imgeler kadar anlamsız.