İçinde tanıdığım birçok yazarın yazısının olduğu bir kitap, muhabbetle okuyorum. Onları tanımış olmak ve bir nebze yol arkadaşlığı yapmak, benim için çok kıymetli.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Romanbilim.. Mustafa Özel iki yüz doksan altı sayfada bu bilimi açıyor bize. Girizgah şu şekilde: Roman gerçeklerle dolu hakikatsiz hikaye.
* “Roman hem yaşanan hem de müstakbel gerçekliğe ayna tutuyor.”
Sonra sırayla yirmi beş yazar, şair takımının kapısını çalıyor. Kitapları öyle güzel iktisatla bağlıyor ki daha önce bu gözle nasıl görememişim diyorsunuz. Açtığınız pencereler için bin teşekkür !
Benim için en nefis şeylerden biri kitaptaki vurucu tespitlerdi. Örneğin: “ Şeytana uyup yasak meyveyi tattığımız günden beri kıtlık paradigması ile yaşamaya mahkumuz. Yani Allah bize ne kadar nimet bahşederse etsin, gözümüz doymaz! İktisat ilmi bu gözü doymazlığın teknik analizidir.” Bir de yazarlardan yapılan müthiş alıntılar. Tolstoy ne demiş örneğin: “Benim öykünün kahramanı hakikattir, ruhumun bütün gücüyle sevdiğim ve olanca güzelliğiyle canlandırmaya çalıştığım hakikat... Hep en güzeldi o, her zamanda en güzel olarak kalacak.”
Romanları daha önce görmediğimiz bir gözle yeniden okuduğumuzu söylemiştim. Bu zaten çok değerli. Bölüm bölüm ayırması heyecanı diri tutuyor, ayrıca kitap baskısı çok kaliteli.
Ve son: Güzellik tesadüfe gelmiyor hiç:)
Başlık, bir şiir * Faust
Mevlana İdris'in önderliğinde çıkan, büyümeyen çocukların dergisi Çeto 17-18 sayısıyla veda etti. ''Sizinle yürümek ne güzeldi, bin çiçekten selam'' diyerek. İçinde benim de küçük bir öyküm var. Yetiştiğim için mutluyum. Selama bin selam.
Duyguları işlemede mahir Aytmatov. Kitaplarında muhakkak ölüm/ayrılık/kavuşamama konuları geçiyor. Çünkü kendi hayatında da bunları tecrübe etmiş. Hüznü incecik işliyor. Boğmadan. Cümleleri kısa. Akış hızlı. Bağlantıları çok kuvvetli. Özellikle bu romanda son bağlantı oldukça etkiliydi. 'Benim armanım (ülküm) gökteki yabankazı gibi uçarken ölmek' diyen kahramanımız, bir paragraf sonra başını kaldırdığında gökte uçan, sürüsünden ayrı kalmış bir yabankazı görüyor. Tek cümleyle onlarca alt metin geçiyor.
Daha öncesinde Gün olur asra bedel kitabını okumuştum. O deve merkezli bir romandı, burada at merkezli. Hayatın içinden geliyor ne gelirse.
'Ama ben yaşadıkça sen hiç ölmeyeceksin Gülsarı. Çünkü her zaman hatırlayacağım seni.'
Yazarlar kitaplarından mühimdir.
Kitap boyunca bu yazılar parça parça düşünülüp sonra bir araya getirilmiş olmalı, bütün bir kurgu değil derken;
Bir bir itiraf etti, sona doğru kendisi de.
“Öyle dağınık ki. Doğrudur; küçücük kağıtlara, peçeteleri, kendisine gönderilmiş mektupların boşluklarına, zarflarına, daha bir çok yere yazıp da çekmecelere dolaplara kapattığı, yastığın yorganın altında unuttuğu, ceplerine koyduğu, masaların üzerinde bıraktığı cümleler arasında kaldığı.”
Devamında Yazar niyetini açığa vuruyor:
“Onları unutmaktan da öylece kalmalarından korktuğu kadar korkuyor. Çünkü her cümlenin bir diğeri ile arasında bir uçurum. Hepsini birleştirip de ortaya bir terkip çıkaramazsa kendi bütünlüğünden endişe ediyor, cümlesinin dağınıklığında o da dağılıp gidiyor.”
Yazar, yazma eyleminin kalbindeki yerine işaret ediyor:
“ Anlıyor musunuz bambaşka bir şey bu. Dalıp gitmekten korkuyorum. Bu yüzden hala söylüyorum.”
Cam ırmağı taş gemi. Muğlak olandan korkmuyorsanız, buyurun okuyun derim. Zira Nazan Bekiroğlu kalemiyle derin sulara dalmaktan asla korkmuyor. Arkasından yaldızlı bir iz bıraktığını öyle iyi biliyor ki.