Kitabı okumam, ince olmasına rağmen, yaklaşık 3 ay sürdü. Okurken bazı yerlerde öylesine zorlandım ki, bir süre bırakmak zorunda kaldım. Çünkü okuduklarım bana çok tanıdık geliyordu. Ölümün bize uzak, başkalarının başına gelen bir şey olduğunu sanırdım. Ama her gün bu gerçekle yüzleşmek zorunda kalıyorum; gözümü kapatamadığım kadar yakınımda. Özellikle ilk sayfalarda, sanki kendi yaşadıklarımı okuyordum. Kitap, kaybettiğimiz canımızın zihnimizde dolaşıp durmasının ne kadar normal olduğunu, öfkemizle, kaçınılmaz yalnızlığımızla ve özlemimizle yüzleşmenin ne kadar zor olduğunu anlatıyor. Kitapta insanların yaslarından bahsettikleri cümleler çok etkileyiciydi benim için. Yasın aşamalarının ne kadar iç içe geçtiğini, aslında bir zaman dilimini değil, hayatımızın ta kendisini kapsadığını okudum. Bir yandan da yaşıyorum bunu tabi. Aynı zamanda yas ve kederden geçmenin, büyüme yolu olduğunu gördüm. Kitapta da bahsedildiği gibi, bir eşyamızı bile kaybettiğimizde ondan ne kadar çok bahsederiz; zihnimiz o kaybettiğimiz şeye kayar, kaybımızı hatırlatacak şeyler buluruz. Ben de canım babamdan, kaybımdan, kederimden bahsetmek istediğim anlar yaşıyorum. Bu anlarda insanlar olmasa da bu kitap bana eşlikçi oldu bir süre. Bu yüzden kitapla vedalaşmakta zorlanıyorum. Kitapla, kendimle, babamla... Sanırım, yasın kendisi gibi, kitaba da tekrar tekrar döneceğim.