Melike

Melike
@Meliikece
"Zamanın içinde kaybolmak yerine, sayfaların arasında kendimi buluyorum."
10 Haziran 1996
25 okur puanı
Ağustos 2025 tarihinde katıldı
Melike yorumladı.
Mustafa Kemal Kalplerden Asla Silinmez!
Mustafa Kemal Türkiye'si, yabancılardan on para borç almadan, sömürgenlerden yardım dilenmeden, demiryollarıyla, endüstrisiyle, her şeyiyle kurulmuştur.
Sayfa 207 - Adam Yayınlar·Kitabı okudu
Alıntı
Tarihsel olarak, Cumhuriyet'in ilk yıllarında "tam bağımsızlık" ilkesi gereği dış borçlanmadan kaçınıldığı ve yerli sanayinin (Demiryolları, fabrikalar) kıt kaynaklarla kurulmaya çalışıldığı bir gerçektir. Ancak tamamen "on para borç almadan" ifadesi teknik olarak biraz iddialıdır; zira Osmanlı'dan kalan borçlar ödenmiş ve zaman zaman sınırlı örneğin 1934'te Sovyetler Birliği'nden alınan sanayi kredisi gibi teknik krediler kullanılmıştır. Yine de alıntının ana fikri olan ekonomik bağımsızlık mücadelesi tarihsel gerçeklerle örtüşür.
Aziz Nesin'in "on para borç almadan" ifadesi muhtemelen Adnan Menderes ve devamında gelen Süleyman Demirel hükümetlerinin yabancı ülkelerden borç almasına atıftır. Dediğiniz gibi alıntının ana fikrî "Ekonomi de Tam Bağımsızlık" İlkesi doğrudur. Teşekkürler katkınız için
Melike yorumladı.
Helva, sizin evinizde kavrulmadıkça hep tatlı gelir.
Deprem oluyor — “siyaset yapmayın.” Maden çöküyor — “şimdi zamanı değil.” Kadın öldürülüyor — “olayı politize etmeyin.” Çocuk ölüyor — “acının üstünden siyaset olmaz.” Okulda kurşun sıkılıyor — “lütfen gündem yapmayın.” Peki biz neyi konuşacağız? Sen sonucu konuşmak istiyorsun ama nedeni konuştuğun an “siyaset yapmış” oluyorsun. Bir bina yıkılıyor. “Ah kader.” Ama “neden denetim yapılmadı?” dediğin an… hop, siyaset. Bir maden çöküyor. “Çok üzücü.” Ama “güvenlik önlemleri neden yoktu?” dediğin an… yine siyaset. Yani acı serbest, sorgulama yasak. Garip bir sistem bu. Yangını izleyebilirsin ama yangın tüpünün neden boş olduğunu soramazsın. Ağlayabilirsin ama “kim sorumlu?” diyemezsin. Eğer hayatta kalmak, nefes almak, sağlam bir binada barınmak ve yolda yürürken durduk yere öldürülmemek siyasetin konusu değilse... Biz bu devasa organizasyonu niye kurduk? Bütün bu meclisler, o bitmek bilmeyen kravatlı lümpenlerin toplantıları, o koca koca binalar sadece kavşaklara dikilecek lalelerin ihalesini yapmak ve pazar günleri park açılışlarında kurdele kesmek için mi var? Lütfen yetkili bir merci bana siyasetin mesai saatlerini ve ilgilenmeye lütfettiği konuların tam listesini bir Excel tablosu olarak mail atsın, çünkü ben her defasında bu mantık hatasıyla yüzleşmekten artık gerçekten delirmek üzereyim.
Siyaset, sadece seçim dönemlerine sığdırılan bir çekişme değil; yaşam hakkımızı, güvenliğimizi ve vergilerimizin hesabını sorma sürecidir. Eğer bir ihmal varsa, o ihmalin nedenini sormak bir 'siyasi tercih' değil, vatandaşlık borcudur. Sorumluların hesap vermediği her trajedi, bir sonrakine davetiye çıkarır; 'kader' diyerek üstünü örttüğümüz her eksiklik, aslında sistemin bir parçasıdır. ​Unutmayalım ki; acıyı paylaşmak insaniyetse, nedenini sorgulamak adalettir. Gerçek taziye, nedenleri ortadan kaldırarak olur. Sorgulanmayan her yanlış, bir sonraki felaketin 'normali' haline gelir; bu yüzden sorgulamak bir suç değil, en temel hayatta kalma refleksidir.Çünkü meclisler ve o koca binalar, sadece çiçek ihaleleri için değil; insanın nefes aldığı her anın güvenliğini temin etmek için vardır.
Melike yorumladı.
Bir Kitap Yazsan Son Cümlen Ne Olur?
Değerli okurlar, bir kitap yazdığınızı düşünün. Kitabınızın son cümlesine ne yazardınız? Benim şöyle olurdu: Ve en sonunda anladım ki insanın gerçek yolculuğu bir yere varmak değil, kendine rağmen bile olsa kendini bulabilmekti. Peki sizin cümleniz ne olurdu, yorumlarda buluşalım. 🙏🏻
1000Kitap
Işıklar söndüğünde bile, hikâye zihnindeki yankısıyla devam edecekti.
Melike bir yorumu yanıtladı.
Bakın kızlar, bir erkek her zaman daha ilerisini ister. Telefonla konuşsa buluşmak ister, kafede buluşsa tenhada buluşmak ister, bugün elini tutsa yarın öpmek öbür gün sarılmak ister... Erkekleri kendinizle kıyaslamayın, o cinsel dürtü erkeğin beyninde depreşir durur hep. Sizin en romantik en duygusal gördüğünüz anlarda bile erkek cinselliğe odaklıdır. Nöro-biyolojik olarak erkeğin beyninde cinselliği kapsayan alan kadının beyninden 2,5 kat daha fazladır. Namazlı abdestli dindar görünümlü diye kimseye güvenmeyin. Kötü oldukları için demiyorum. İyi insan olabilirler, başlangıçta iyi niyetli olabilir evlilik düşünüyor olabilirler. Ama o iş öyle kalmıyor. Farkında olmadan milim milim ilerliyor ve farkına vardığınızda ne ileri ne de geri gidemediğiniz bir cenderenin içinde buluyorsunuz kendinizi. Evlenseniz, evlenemiyorsunuz, ayrılsanız ayrılamıyorsunuz. Allah'tan utanıyor, ailenizden utanıyor, kendinizden utanıyorsunuz. “Zihnimde intihar senaryoları dönüyor” diye gelen mesajlara bir yenisi daha eklenince beni bu saatte dilhun, uykumdan etti. Onun için ikaz ediyorum, bir yıl içinde evlenecek durumda değilseniz kimseyle ilişki kurmayın. Ne olursa olsun kimseyle tenhada buluşmayın. Bu gibi yollara girdiyseniz derhal ipleri koparıp, tövbe edip kendinizi ibadete verin. İntihar senaryolarını zihninizden silip atın. İnsanoğlu beşer, şaşar. Hatanın neresinden dönerseniz kârdır. Allah sıkıntılarınızı gidersin, işlerinizi felaha erdirsin...
Mesut Özbilir
Mesut Özbilir
Kusura bakma ama büyük algı yaratma operasyonu. Yazdığın şey ile ilgisi yok kullandığın yöntemle ilgili; bilim adı altına sığınıp "erkeklerin cinselliği kapsayan alanı 2.5 kat daha büyük" dedikten sonra ne anlamızı bekliyorsun? Yani erkekler 2.5 kat daha mı yatkın buna? Buna ancak koyunlar inanır. Beyinden anlamıyorsan ne olursun anlayanlar konuşsun.
Önceki 2 yanıtı göster
Yusuf
Yusuf
Bilginin doğruluğu konusundaki dikkatiniz çok yerinde. Ben sadece metnin bütününde verilmek istenen o korumacı niyetin, üslup ve yanlış veri kazası kurbanı olduğunu düşünüyorum. Nihayetinde her iki durum da doğru bilgi ve doğru niyet bir arada olduğunda anlam kazanıyor.