Melike Demirci

Melike Demirci
@Melikedem
Yağmurlu havada koşuyordu, kafasında tonlarca görsel. O koşuyor, yağmur hızlanıyor. O yavaşlıyor, yağmur arkasına kalıyor. Yağmur hem arkasına yağıyor, hem saçlarının tepesine iniyor. O koşuyor, kafasındaki tüm görseller o an havaya dökülüyor. Bir sıçrayışta tüm görselleri avucuna topluyor. Avucunu sıkıyor, yağmur yağıyor. Görseller, suyun ağırlığında ellerinden kayıp düşmeye çalışıyor. Avucunu sıktıkça sıkıyor, yağmur hızlanmaya devam ediyor. Saçlarına bakıyor, yağmura bakıyor, sıkı olan avucuna bakıyor. Gökyüzünde, saçlarına gelen yağmurun bulutunu arıyor. Saçlarını ıslatan o bulutu, başının tam üzerinde bulduğunda, avucunu açarak ona doğru uzatıyor. Tüm görseller avucundan göğe yükseliyor. Son görsel buluta varırken -Enjoy The Silence- çaldığında yağmur damlaları son kez saç diplerine dokunuyor.
Reklam
Parmaklarımla bir şeyler çizdim bugün. Mürekkep yoktu, siyah çizgiler de. Hayal çizgileri ile çizilmiş, bembeyaz parmak izleriydi sadece. İki ayrı başlangıç çizgisi çizildi önce. Ardından dalgalarla ilerleyen standart yaşam izleri. İki çizginin varış noktası, ayrı uçlara bakarken birleşti yaşamın son çizgileri. Tüm kısır döngüler, Tazmanya canavarının dönüşü kadar esprili. İşin komik tarafı, hep bir başlangıçla başlar. Ancak hep insan var. İşin diğer komik tarafı ise hep aynı umutlar. Ancak umudun olduğu yerde insan varken unutulanlar, hep aynı sonlarla var olurlar. Çizginin de önemi kalmadı, mürekkebinde. Sonuçta; işin ucunda insanlar var. -Melike Demirci
Satıra başlamadan önce bile tekrara düşmüştüm. İnsan duyusunun algılayamayacağı o ilahi güç. Aklımla oynayan tonlarca uyaran. Her şey, birbirini çamurda sürüklemeye çalışan karınca sürüsünü hatırlatıyordu. Tepedeki betonları, önce yeşil yapraklı görmüştüm. Parmaklarımı ise dallanıp budaklanan fidanlar. Çiçek açmıyorlar. Sarmaşık gibi uzayan uzuvlara benziyorlardı. Yaşamın anlamsızlığı doğayla bütünleşmeye başladığında mucizevi olduğunu sandığım fidanlarımı, yeşil yapraklara dönüştürmüştüm. Satıra başlamadan önce bile tekrara düşmüştüm. Önce yeşil yaprakları gördüm. Sonrasında, buraya ait olmadığımı. Satırdan önce su içtim, tıpkı yağmura ihtiyacı olan ormanlar gibi. Tekrara düşmeden önce sigara yaktım, tıpkı kendini yenilemek için kendi güneşinde yanan yapraklar gibi. Satırlarımın tekrarı bittiğinde; tanrı tarafından çizilmiş en kudretli resim, tek bir kağıt görseli, bir anı. Peki o an, burada değilse neredeydi? -Melike Demirci
Çarşaf Kollar Geçmişten bugüne milyarlarca yere dokunan bir elin çekim kuvveti, olasılıklar arasından bana geldiğinde, yüzeye yaslanmaya meyilli kaygılı sırtım karanlık sulara değdi. Suların çarşaf kolları, hırçınlığı sevmedi. Ölüme benzedi. Ölümün en etkili yanı, çırpınmanın ardındaki kasların özgürlüğünü ilan etmesiydi. Bir el, çarşaf kollar ve yıldızlardan hangisi sırtımdı, seçilemedi. Hissedilen ilk kasın özgürlüğü, gözyaşında belliydi. İlk özgürlük, çarşaf kollara karıştığında, sudaki sırta nefes veren ciğerlere sıra geldi. Bir el, çarşaf kollar, yıldızlar, gözyaşı ve ciğerden hangisi kaygılı sırtımdı, hala bilinemedi. Bir çift göz, bir elin çekim kuvveti, bir insan sesi yakınlardan gerçeği dileniyordu. Ses şunu söylüyordu: Görselleri bir ressam çizdi. Burunları, tuzlu su uyuşturdu. Gözyaşlarını, insan icat etti. Ciğerini, sen çalıştırdın. Sırtını ise buraya sen koydun. -Melike Demirci
Büyük bir patlama oldu. Çantalar, havada uçuştu. Bütün bir kafanın, saçları saçıldı. Büyük bir çığlık. Büyük bir feryat. Birinin çocuğu ölmüş olmalıydı. Gür bir ses: “Yeteeeeeeeeeerrr!!! Yeteeeerrrr, yetmedi mi? Hepiniz şahitsiniz, hepiniz. Hepiniz ortaksınız, hepiniz. Dur orada, bir yere gitmeyeceksiniz sakın! Hepiniz bıkmadınız mı? Hepiniz her gün gözünü umarsızlıkla açıp kapamıyor mu? Hepiniz, sahtesiniz. Hepiniz, sahte. Hiçbiriniz, gerçek değilsiniz. Her birinizin ipleri; başınızda, kollarınızda, bacaklarınızda. Görmüyor musunuz?! Ben de artık bir sınıfa sahibim, evet. Sancılarım bitti. Sancımı çektim ve bir sınıfa ait olmaya hak kazanmışım. Sizden değilim, hayır!!!!! HAYIIIRRR!!!! Aklını kaybeden, şu beş eli geçmeyecek saftaymışım. Bir safta olmayı hiçbir zaman istemedim. Ben hep sancıda olmayı diledim. Delirmiş olan, anormal görülen o sınıfa aitim. Sizinle ortak noktam nedir mi? SİZİN GİBİ BİR SINIFA AİT OLMAM!” Ses kesildi. Gözlerim, uzaklardan elimdeki otobüs kartına geldiğinde, nefes alamadığımı ve yüzümün kıpkırmızı olduğunu hissettim. Şöförün, “Otobüs kartını artık okutacak mısın, devam edeyim mi?” dediğini duydum. Kartı basıp ilerlerken, uzunca bir nefes veriyordum. -Melike Demirci