Melike

Melike
@Melikeeed
Bir tek çiçekte bir ismin cilve-i cemalini gördüğün gibi; bahar dahi bir çiçektir ve Cennet dahi görülmedik bir çiçektir; baharın tamamına bakabilirsen ve Cenneti iman gözüyle görebilirsen, bak, gör; cemal-i sermedînin derece-i haşmetini anla. O güzelliğe karşı iman güzelliğiyle ve ubudiyet cemali ile mukabele etsen, çok güzel bir mahlük olursun. Eğer dalâletin hadsiz çirkinliğiyle ve isyanın menfur kubhuyla mukabele edip karşılasan, en çirkin bir mahlük olmakla beraber, bütün güzel mevcudatın manen menfurları olursun.
Yaşayın. Yaşamasını bilirseniz Tanrı da sizinle birlikte yaşar. Onun koyduğu riskleri göze alamazsanız, o Tanrı da uzak bir cennete çekilir ve yalnızca felsefi birtakım spekülasyonlara konu olur.
Hiçbir şey değildi bütün bunlar. Oradaki -ve Villete dışındaki- herkes kendi yaşamını yaşamaya baksa, başkalarına karışmaya da kalkmasa, Tanrı her ânın, her buğday tanesinin, gökyüzünde bir görünüp bir sonraki saniye yok olan her bulut parçasının içinde bulunabilirdi. Tanrı hep oradaydı, ama insanlar arayışlarını sürdürmek zorunda hissediyorlardı kendilerini, çünkü yaşamın bir iman gösterisi olduğu gerçeği onlara fazla basit geliyordu. Bir gece önce, Veronika'nın piyano çalmasını beklerken Sufi hocanın verdiği derse kulak misafiri olmuştu; adamın, "Güle bakın yalnızca," dediğini hatırladı. Tabii ya daha fazlasına ne gerek vardı?
İnsanların mutluluk olasılığı ne kadar yükselirse, mutsuzlukları da o kadar artıyor demek.
Fettah Efendi sırası gelince onlara da gösterecekti. Ahlaki bir temizlik yapmaya karar vermişti. Bu zampara herifleri de, kahpeleri de gebertecekti fakat önce bu günahkar kadınların güzellerini Yunanlılara teslim ederek Yunanlıların yanında kendi saygınlığımı artıracak, sonra bu karıları şeriatın emrettiği cezayı millete taşlattırarak yaptıracak ve bu yolla Allah'ın rızasını kendi üzerine çekecekti. Kim bilir, Yunanlılar yerleştikten sonra bir daha hacca dahi gidecekti.