Aşırı kalabalık bir dünyada sürekli medeniyetin sınırlarını zorluyoruz. Yiyecek, iş ve barınak bulmak veya yalnızca heyecan verici bir şey başarmak için yeni çevreleri istila ediyor, binlerce yıldır değişmemiş olan ekosistemleri bozuyoruz.Tahrip edilen yağmur ormanlarının, baraj kurulan nehirlerin veya tuzağa düşürülen yaban hayvanlarının her biri, hakkında çok az şey bildiğimiz, bazıları bize bulaşma ve hatta bizi öldürme riski taşıyan mikropların yuvasıdır. Yakın zamanlarda ortaya çıkmış olan mikropların listesine şöyle bir göz gezdirdiğimizde çoğunun yabani hayvanlardan geldiğini görürüz.
MÖ dördüncü yüzyılda yaşayan Koslu Yunan hekim Hipokrat, hastalıkların açıklamalarında batıl ve dini inançları saf dışı bırakan ilk kişiydi. Hipokrat hastalıkları şu dört salgının (hümor) dengesizliğine bağlıyordu: kan (neşeli), sarı safra(asabi), kara safra(melankolik) ve balgam(ağırkanlı). Bu ''salgı teorisi'' on yedinci yüzyılın sonrasına kadar Avrupa'da etkisini sürdürdü, ama Hipokrat'ın tıbba yaptığı ve ona ''Tıbbın Babası''unvanını kazandıran en büyük katkı, belli hastalıkları ayrıntılı olarak tarif etmesiydi. Bundan önce hastalık yalnızca hastalıktı; Hipokrat binlerce hastasının hastalık belirtilerini dikkatle kaydederek bir hastalığı diğerinden ayırdı ve bunları salgın ve yererl hastalıklar olarak sınıflandırdı. Bu ileriye doğru atılmış dev bir adımdı.