''-Eve erken gelin ve çocuklarınızla ilgilenin.Çocuk babasını görmek ister.Bununla babanın hakimiyetini,koruyucu sevgisini görecek,yaşayacak,kişiliğini bununla pekiştirecektir.''
''Nasıl alıştık plastik bardaklara.Pahalı bir şey.Dışardan alıyoruz,üstelik bir dakika kullanıyor ve atıyoruz.Plastik bir bardağı da ayran fiyatına alıyor ,fakat atıyoruz.Çöpe atıyoruz.Anlatamadım galiba:Atıyoruz.Çöpe atıyoruz.''
''Efendim,İngiltere'de bir ayakkabı fabrikası varmış.Patron dış pazar bulmak için,Hindistan'a pazarlamacı Walter'i,Afrika'ya ise pazarlamacı Samuel'i yollamış.Walter Hindistan'dan 'burada kimse ayakkabı giymiyor,iş yok' diye teleks çekmiş.Patron 'o halde geri gel' demiş.Samuel ise 'Afrika'da kimse ayakkabı giymiyor.Fakat bunlara ayakkabı giymeyi bir kabul ettirirsek büyük iş var.Fabrikayı büyütün,buraya da bu insanlara ayakkabı giymeyi,ihtiyaçları olmasa bile kabul ettirecek uzmanlar yollayın' demiş.Fabrika tevsi edilmiş,Afrika'ya uzmanlar yollanmış,Walter işten kovulmuş,onun maaşı Samuel'in maaşına zam edilmiş.
-Ah o Samuel bir elime geçse,diyorum ama,bakıyorum ki hepimiz bir Samuel olmuşuz.Hem de gönüllü avanaklar takımından...''
''Düşünüyorum da,
Sanırım en büyük korkumuz olduğumuz gibi görünmek...
Yumuşacık kalbimizin fark edilmesi,
Naif yönlerimizin keşfedilmesi,
Cesaretsizliğimizin anlaşılması,
Korkularımızın paylaşılması
Sanki zarar göreceğimizin en büyük işareti.
Kabuklarımızın altında
Kendimizi saklamakta ne kadar da ustayız...
Ve ne kadar güçlü korunuyoruz, kalkanlarımızın ardında.
Hissedilmeden, el değmeden, sevgimizi göstermeden.
İstiridyeler, deniz minareleri, midyeler.
Kirpiler ve kaplumbağalar gibi.
Sahi koruyor mu bizi bu çatlamamış sert kabuk?
Kimse incitemiyor mu duygularımızı, inançlarımızı, benliğimizi?
Yoksa zarar mı veriyor bu ürkeklik, bu kabuk bize.?
Hissettiklerimizi gölgeliyor, yansıtmıyor mu gerçek kimliğimizi?
Duygularımızı bastırıyor, el ele tutuşmamızı engelliyor mu?
Eğer bir yıldız gibi ışıl ışılsam ve bir yıldız kadar parlak.
Ne çıkar ateş böceği sansalar beni?
...''