Melis Tuncel

Melis Tuncel
@Melistncl
“Aptal olmayı ne çok isterdim !” diyor bazen. Başka bir deyişle: düşünmemeyi. Durmadan düşünmek zorunda olmamayı. Çünkü gerçekten de her an her şeyi mikroskopla incelemek zorunda olmak, kafan başka yerdeyken içinden geldiği gibi özgürce dolaşamamak çok yorucu ve kaygılandırıcı.
Sayfa 119·Kitabı okudu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Ben bir zamanlar… ben bir zamanlar, herkesin eşit olacağı bir ülke hayal ettim. Herkesin çalışacağı, her şeyin bolluk içinde olacağı bir ülke. Gençliğimin rüyasıydı bu, tıpkı senin şu anki umutların gibi saf ve gerçekti. Ama sonra anladim ki düzeni sağlamak için demir bir el gerekir. Düzen özgürlükten daha önemlidir. Özgürlük anarşinin kardeşi gibidir. Biri geldiğinde digeri de peşinden gelir; tıpkı bir fırtınanın peşinden gelen yıkım gibi.
Sayfa 117·Kitabı okudu
"Ölenlere üzülmeyin, çünkü o cennete gitti," derlerdi; hele çocuklara... "İyi ama," diye geçiriyordu içinden, "o çocuğun ya da sevgilinin bedeni de kıymetli değil miydi? Eline diken batsa, bir yerini kesse üzüldüğün o beden, birdenbire nasıl önemsizleşir? İnsan zihni bunu nasıl kavrayabilir? Bir sevdiğinin mezarını ziyaret ettiğinde, ikilem içinde kalmaz mıydın? Acaba o burada mı, yoksa başka yerde mi? Buradaysa kötü, dilerim başka yerdedir. Ama burada değilse, ben burada ne yapıyorum? Bu çiçekleri kimin için, onlar için mi, yoksa sadece bizim gözümüz için mi?"
Sayfa 99·Kitabı okudu
Ne gayem, ne düşüncem vardı. Zekâm bütün kuvvetini, içinde bulunduğu âna sarf ediyordu. Yerinde bir cevap, keskin bir nükte bütün hakikatlere bedeldi. Böyle günübirlik bir fikir hayatının tabii bir neticesi olarak tezatlara, manasızlıklara, hatta edepsizliklere düşüyordum. İsteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğim, fakat neticesi aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu nevi söz ve fiillerimin daimi bir mesulünü bulmuştum: Buna içimdeki şeytan diyordum; müdafaasını üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa, tesadüfün cilvesine uğramış bir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtimama layık görüyordum. Halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması... İçimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu... İçimizde şeytan yok... İçimizde aciz var... Tembellik var... İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var... Hiçbir şey üzerinde düşünmeye, hatta bir parçacık durmaya alışmayan gevşek beyinlerimizle kullanmaya lüzum görmeyerek nihayet zamanla kaybettiğimiz biçare irademizle hayatta dümensiz bir sandal gibi dört tarafa savruluyor ve devrildiğimiz zaman kabahati meçhul kuvvetlerde, insan iradesinin üstündeki tesirlerde arıyoruz.
Sayfa 250·Kitabı okudu
Unutmayın ki, dünyada en korkunç şey, ümidini kaybetmektir…
Sayfa 248·Kitabı okudu