Entelektüel ilgi ve mesai, ait olduğumuz sınıfsal katmanın vasat bir çıktısı olmaktan bizi koruyan, varoluşumuzu boyutlandıran, derinleştiren bir imkan sunuyor. Üstelik bu çağda bilabedel. Belirli bir ölçüde survival kaygıların bu mesaiye engel olacağını düşünüyorum, ancak ‘boş zaman’ın sosyal medyayla, futbolla, astrolojiyle doldurulduğu, birçok insanın buna zamanının olduğu halde, sinemadan, müzikten, edebiyattan, resimden ve felsefeden fersah fersah uzaklık bir tercih ve farkındalık meselesi sanki.
İki kitap okuyup kendini ateist ilan eden insanlara çok şaşırıyorum. Halbuki felsefe tarihine baktığımızda son üç yüzyıl hariç geri kalan çoğu filozof inanmakta. İşin felsefi boyutunu bir kenara bırakıp evrene baktığımızda ise neden sorusunu hâlâ bulabilmiş değiliz ve bu konuda kesin hüküm vermek biraz acemice geliyor bana. Hangi tanrıya inanmalıyız sorusunu sizlere bırakıyorum ister Sümerlerin tanrısına ister ilk kabiledeki insanların tanrısına ve bu tamamen göreceli bir durum. 50 bin sene öncesine kadar gittiğinizde ne İslamiyet ne Yahudilik ve ne de Hristiyanlık vardı ama insanların doğa karşısındaki acizliği ve hayranlığı onları birtakım yıldızlara, güneşe, aya veya toprağa inanmalarını sağlamıştır her ne kadar ilkel de olsa. Ateistlik hümanizmin 'İnsan değerlidir.' ilkesiyle doğru orantılı olduğu için ortaya çıkmıştır. Halbuki bizi herhangi bir böcekten ayıran temel fark; kümülatif kültür olgusunu başarıyla gerçekleştirdiğimiz içindir. Yani öğrendiğimiz hayatta kalma becerilerinin de üstüne yeni beceriler ekleyip gelecek kuşaklara aktardığımız için dünyanın hakimiyiz. En nihayetinde ölümü yenene kadar tanrıya inanmak zorundayız zira başka çaremiz yoktur. Ne kadar okursan tanrıya o kadar yaklaşırsın ve Kant'ın mezar taşında yazdığı "Üzerimdeki yıldızlı gökyüzü ve içimdeki ahlak yasası" inanmam için en önemli kanıttır.
Bu uygulamayı kullanan ve sözde kitap okuyormuş gibi yapan erkeklerin gördüğü her kıza mesaj atıp dikkat çekme uğruna yaptığı bu küçük düşürücü hareketlere mi yanayım yoksa kendilerine mesaj atıldığını göstermek için bu sayfada o ifşaları atıp egosunu tatmin eden kadınların ergence tavırlarına mı yanayım? Ve bu erkekler yüzünden entelektüel sapıklık (ortada entelektüellik namına bir şey de yok) diye bir kavram da çıktı ortaya. Bir kere gerçekten hayatıyla ilgili bir derdi olan ve bundan dolayı kitap okuyan bir erkeğin herhangi bir kadına mesaj atmayacağı düşüncesindeyim. Erkek olmak bir zorunluluktur da adam olmak işte bu bir seçimdir. Bu kirli dünyada hâlâ adam kalabilenlere de selam olsun.
Yakın zamanda Masumiyet Müzesi'ne gittim. Orada çektiğim birkaç fotoyu sizinle paylaşmak istedim. Kitap görsellerini ancak kitabı okuyanlar anlayıp görsellere hayretle bakacaklarını şimdiden söyleyeyim.
1.Görsel: Kemal ve Sibel'in nişan davetiyesidir.
2.Görsel: Füsunların Çukurcuma'daki evlerinin banyo lavabosudur.
3.Görsel: Kemal ve Füsun'un iki aya yakın birlikte oldukları Merhamet Apartman'ındaki odasıdır
4.Görsel: Füsun'un elbisesini temsil etmektedir.
5.Görsel: Kemal'in Şanzelize Butik'te sibel'e aldığı çantayı görüyoruz ve aynı zaman Füsun'u uzun yıllardan ilk kez gördüğü ana da denk gelmektedir.