Zorba’yla tanışmam bir kitap sayesinde oldu ama içimde yer etmesi, İzmir Sanat’ta 2022’de izlediğim o siyah-beyaz filmle tamamlandı. Evet, Kazancakis’in “Zorba”sı; kelimelerle dans eden bir çılgın adamın, mantıkla yaşayan birinin hayatına zorla girmesi gibi. Benimki de öyle oldu biraz. Sayfaları çevirirken önce Zorba’ya sinir oldum. Çok konuşuyor, haddini bilmiyor gibi geldi. Ama sonra... anladım ki adam yaşıyor. Hem de öyle kuru kuru değil; dibine kadar.
-
-
Kitaptaki anlatıcı, kendi gibi düşünen, içe dönük biri için çok tanıdık. Ama Zorba? Hayatın karşısına dikilen, korkulara aldırmayan bir deli fişek. Ben çoğu zaman düşünüp duran, temkinli adımlar atan taraftayken Zorba geldi, “Hadi kalk dans et!” dedi sanki.
Filmini İzmir Sanat’ta, koca perdede izlemek ise bambaşkaydı. Anthony Quinn’in Zorba’yı oynayışı hâlâ gözümün önünde. Adam sanki Zorba’yı oynamamış, Zorba olmuş ve bu adamın Çağrı filminde Hz.Hamza'yı oynayışına hala inanamıyorum. Kısacası kendisi çok büyük bir aktördür.
-
-
Kazancakis’in dili, öyle süslenmiş, rafine bir edebiyat değil; tam tersine, topraktan, denizden, halkın ağzından çıkmış gibi canlı, küfürlü, neşeli ve acılı. Zorba konuşurken kelimeler ayağa kalkıyor sanki, anlatıcı sustukça Girit’in suskun taş evleri konuşuyor. Kitapta geçen her sahnede o dönemin Girit halkının yoksulluğu, tutkuları, kadınlara bakışı, dine yaklaşımı öyle sahici ki... Ne zaman bir köy kahvesinde bir tartışma çıksa, ne zaman bir kadın yalnız başına yürüse, insan kendini orada otururken, uzaktan izlerken buluyor. Ve Kazancakis bunu öyle bir üslupla yapıyor ki, okurken hem felsefeye doyuyorsun hem de bir rakı sofrasında nasihat dinliyormuşsun gibi hissediyorsun. Zorba, sadece bir karakter değil; o dönemin içinden çıkmış, ama her çağın insanını sarsabilecek bir canlılıkta.