Bir toplama kampı sakininin tipik özelliklerine dair sunmaya çalıştığım bu psikolojik tablo ve yapmaya çalıştığım psikopatolojik açıklamalarla, insanın tamamen ve kaçınılmaz olarak çevresinde olup bitenlerin etkisi altında olduğu izlenimini vermiş olabilirim.
Peki ya insanın özgürlüğü?
Herhangi bir çevrede davranış ve tepkilerin tinsel özgürlüğü söz konusu değil midir?
İnsanın birçok koşulun ve çevresel faktörün ürününden başka bir şey olmadığını söyleyen o teori doğru mudur?
İnsan bunların tesadüfi bir sonucu mudur?
Daha da önemlisi tutsakların toplama kampının tekil yaşamına yönelik tepkileri, çevrenin etkilerinden kaçılamayacağını mı gösterir?
İnsan bu koşullarla karşı karşıyayken hiçbir eylem seçeneğine sahip değil midir?
Bu soruları ilkesel olarak olduğu gibi deneysel olarak da yanıtlayabiliriz. Kamp yaşamı deneyimleri insanların eylem seçeneği olduğunu gösterir.
***
Biz toplama kampında yaşamış olanlar, barakalar arasında gezerek diğerlerini teselli etmeye çalışan ve elindeki son ekmeği paylaşanları hatırlayabiliriz.
Sayı olarak az olabilirler ama her şeyi elinden alınmış bir insandan alınamayacak bir şey olduğunun yeterli kanıtını oluştururlar:
İnsan özgürlüğünün son kalıntısı olan, koşullar ne olursa olsun kendi yolunu seçme tutumunu.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Tutsakların çoğu bir tür aşağılık kompleksinden mustaripti. Biz hepimiz, bir zamanlar “birisiydik” veya kendimizi öyle sanıyorduk. Şimdi ise bize tamamen hiçmişiz gibi davranılıyordu.
Sevgi insanın ulaşabileceği en yüksek ve en büyük hedefti. O anda, insan şiirinin, insan düşünce ve inancının ayırt ettiği en büyük sırra haiz oldum:
İnsanın kurtuluşu sevgiyle ve sevgidedir.