...bilinç, bildiği şeyden emin olabilir mi? Ve bütün ontolojimiz düşünümsel bir deneyimde temellendiğine göre, bilinç bütün haklarını kaybetme tehlikesiyle karşılaşmaz mı? Ama düşünümsel bilinçlerin nesnesi olmak zorunda olan gerçekten de geçmiş varlık mıdır? Ve düşünümün kendisi, eğer kendi-içinse, kendini bir varoluş ve anlık bir kesin kanaatle sınırlamak zorunda mıdır?
Kendi peşinde koşan ve aynı zamanda da kendini reddeden bu bütünlük, kendi kendisinin ötesine geçilmesi ve kendine doğru kendisinin ötesine geçtiği için, ötesine geçilmesine kendi kendisinde hiçbir son bulamayacak olan bu bütünlük, hiçbir şıkta bir anın sınırları içinde varolamazdı. Kendi-içinin olduğunu olumlayabileceğimiz an asla yoktur, çünkü, kendi-için asla tam tamına olmaz. Ve bunun tersine, zamansallık, bütünüyle anın reddi olarak zamansallaşır.
Sürmeyecek bir kendi-için hiç şüphesiz aşkın kendindenin olumsuzlanması ve kendi varlığının“yansı-yansıtan” formundaki hiçlenişi olarak kalırdı. Ama bu hiçleniş bir veri haline gelirdi, yani kendindenin olumsallığını kazanırdı ve kendi-için de, kendi hiçliğinin temeli olmayı bırakırdı; daha olacak olan olarak artık hiçbir şey olmazken, yansı-yansıtan çiftinin hiçleyici birliği içinde, olurdu. Kendi-içinin kaçışı, onu kendi hiçliğinin temeli olan olarak oluşturan bizatihi edim aracılığıyla olumsallığın reddidir. Ama bu kaçış kaçılan şeyi tam tamına olumsallık halinde oluşturur: kaçılan kendi-için orada bırakılmıştır. Kendi kendini hiçleyemez, çünkü ben oyum, ama aynı şekilde kendi hiçliğinin temeli gibi de olamaz, çünkü ancak kaçışın içinde olabilir: kendini tamamlamıştır. Kendi-için yönünden ...e mevcut olarak geçerli olan, elbette zamansallaşmanın bütünlüğüne de aynı şekilde uygun düşmektedir. Bu bütünlük asla tamamlanmış değildir, kendini reddeden ve kendinden kaçan bütünlüktür, aynı bir belirişin birliği içinde kendinden koparılmadır, kendini verdiği anda bu kendini verişin esasen ötesinde olan kavranamaz bütünlüktür.
Ama değişim, doğal olarak, kendiliğindenlik [spontaneite] olan kendi-içine aittir. Bu kendiliğindenliğin "olduğu" söylenebilir, ya da sadece şu söylenebilir:“bu kendiliğindenlik” kendini kendisiyle tanımlanmaya bırakmalıdır, yani yalnızca kendi olmak hiçliğinin değil aynı zamanda kendi varlığının da temeli olmalıdır ve eşzamanlı olarak varlık da veri halinde dondurmak üzere onu yeniden kavramalıdır. Kendim kendiliğindenlik olarak ortaya koyan bir kendiliğindenlik aynı anda da ortaya koyduğu şeyi reddetmek mecburiyetindedir, aksi takdirde varlığı edinilmiş hale gelir ve edinilmişin gücüyle kendini varlıkta sürdürür. Bu reddin kendisi de bir edinilmiştir ve kendiliğindenlik, varoluşunun âtıl
[inerte] bir uzantısı içinde takılıp kalmamak için onu reddetmek zorundadır. Uzama [prolongement] ve edinilmiş [acquis] kavramlarının esasen zamansallığı varsaydıkları söylenebilir ve bu doğrudur.