Kitabı okuyalı tamı tamına 5 ay oldu. Ama ben inceleme yapma yetisini daha yeni görüyorum kendimde. Ne cesaretle gidip elime bir Oğuz Atay kitabı almıştım, nasıl okumuştum bilmiyorum, sanki bir hayalden ibaret her şey.
Kitapta her şey o kadar belirsizdi ki, kitabı okudum mu, yoksa bir film izledim de onun repliklerini mi hatırlıyorum, yoksa Hikmet diye birini rüyamda gördüm de oradan mı hatırlıyorum (ne alakaysa) hiç bilmiyorum. Ama gerçek şu ki, bu kitaba inceleme yapamamak içimde bir yaraydı,bir türlü kendimi yetkin göremedim.. Ve sonunda o yarayı bugün iyileştirmeye karar verdim.
Hikmet'in kitapta yaşadığı hayatın hangi bölümü gerçekti anlayamadım, hiç de anlayamayacağım. Aslında düşündüğüm kısmı o değil, zaten mesele o da değildi. Mesele bir insanın kendini anlatamamasıydı. Mesele, bir insanın bağıra çağıra kendini anlatmaya çalışması, ama bir kişinin bile zahmet edip, ona onu anladığını hissettirmemesiydi. Mesele toplumdan soyutlanmış bir insanın kendi içiyle konuşmasıydı. Belki kendi içindeki, kendini anladığını sandığı bir karakter oluşturup, kendini topluma kabul ettirmeye çalışmasıydı kim bilir... Oğuz Atay bu, kim tam manasıyla iç dünyasını, yazdıklarını, hislerini çözebilir ki?
Kitapta meşhur Albayımız'dan başkası Hikmet'i anlamamaktadır. Hatta daha sonraları kendini anladığını sandığı, sevgilisi, yüreğini, düşüncelerini, yatağını, dünyasını paylaştığı kişinin bile kendisini anlamadığını görünce büyük bir buhrana tutulmuştu Hikmet.
Aslında insanlar gerçekten bizi anlamazdı. Hatta belki bizi kendi içimizdeki biz bile anlamazdık. Çünkü Albay bile Hikmet'i anlamıyordu çoğu zaman. Madem ki Albay, Hikmet'in içindeki kendini anladığını düşündüğü,her şeyini paylaştığı kişiydi, o bile onu anlamıyorsa kimse anlamazdı. Ne önemli şeydi anlaşıldığını hissetmek,