“Benim büyük suçum, dedi, Süleyman Usta’nın bana verdiği öğüdü unutmuş olmamdır.
-Ne demişti Süleyman Usta; dayanamayıp sövmek istedin de, söveceğin yere sövmek suç olacaksa, o zaman feleğe söveceksin… İşini bilen halkımız böyle yapar, demişti. Çünkü feleğe sövmenin ceza kanununda maddesi yoktur. Feleğe sövünce hem senin için serinler, hem de duyanlar kime sövdüğünü anlarlar.”
Gördüğü görüntü ne kadar sıradışı olsa da asıl inanılmaz olan duyduğu sesti. Her şeyden arınmış duru, saf beyaz bir ses. Sesin rengi olur mu bilmiyordu ama bu ses kesinlikte beyazdı. Tıpkı bir annenin bebeğine mırıldandığı ninni gibi duyduğu bu ezgi de bedenini kucaklayıp gökyüzüne yükseltiyor gibiydi. Falin için artık geçmiş ya da gelecekteki her şey anlamını yitirmişti.
Kesinlikle tek bir varoluş amacı vardı.
Biomortem'deki odasında valizine bakıp düşündüklerini o kadar iyi hatırlıyordu ki. Ölüm denen tek yönlü yolculukta asla ihtiyaç duymayacağı şeyin bir valiz olduğunu düşünmüştü.