Melek

Gazi Paşa sinirliydi. Ateş gibi parlayan gözlerinden öfke fışkırıyordu: - Bu ne haldir efendiler, diye bağırdı. Mürteciler hükümet meydanında nümayiş yapıyor, bir zabiti koyun gibi boğazlayabiliyorlar. Binlerce Menemenliden bir kişi bile çıkıp buna mani olmuyor! Bilakis tekbirler getirip teşvik ediyorlar. Bu nasıl bir aymazlık, ne büyük bir rezalettir? Yunan idaresi altındayken bu hainler neredeydiler? Onların dinini, namusunu bu ordu kurtarmadı mı? Yazıklar olsun bu bedbahtlara! Hiddetinden kıpkırmızı olmuştu. Masaya sert yumruk darbeleri atıyor, sesi duvarlarda çınlıyordu. Gafillere haddini bildirin. Bu hain saldırı Cumhuriyetin ve bizim başımızı kesmek demektir. Bundan bütün Menemen sorumludur. Cezasını sadece katiller değiller, hepsi en ağır şekilde çekmelidir! Bu kasaba "Vildomit" ilan edilmeye müstahak olmuştur. Odada bulunanlar sessizce birbirlerinin yüzlerine baktılar. "Vildomit" Fransızca bir kelimeydi ve "cezalandırılmış şehir" anlamına geliyordu. Bir yerin vildomit ilan edilmesi tümüyle haritadan silinmesi demekti. Böyle bir karar alınırsa, meskun halkın tümü şehir dışına çıkarılacak, aileler birer ikişer memleketin başka taraflarına dağıtılacak, şehir tümüyle boşaltıldıktan sonra tamamen yakılacak, gelecek nesillere ibret olsun diye de hükümet konağının olduğu yere kocaman siyah bir taş dikilecekti. Paşa, bir şehre verilebilecek en ağır cezadan bahediyordu:
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Haksız mıydı? Serbest Fırkaya emredildiği için girmemiş miydi? Gazi Paşa emir vermemiş olsaydı, Halk Fırkasından kolayına istifa edebilir miydi? Fethi Bey'e güvenip meydanlara çıkabilir miydi? Terakkipervercilerin, İttihatçıların kan izleri daha kurumamışken, Cavit gibi, Dr. Nazım gibi, İsmail Canpolat gibi, Kara Kemal gibi deve dişi gibi adamların, "İttihatçı mısın, Terakkiperverci mi?" diye sorgulanıp, "Ne olursanız olun, ama ölün" diye ipe çekilişleri hafızalarda taptaze dururken yapabilir miydi? Ya da gerçekten inanmış mıydı bu ülkeye demokrasinin geleceğine? İsmet Paşa'ya muhalif olduğu doğruydu da, muhalif fırkaya bunun için mi girmişti?

Kaan

@siyahyazar_
·
KALBE ZARARLI BİR ADAM DOSTOYEVSKİ ve EZİLENLER'i
Bir yazar 1861 yılında, sürgünde hapis olarak geçirdiği senelerin ardından bir kitap yazıyor; bense yazıldıktan 160 sene sonra bu eseri okuyup diyorum ki ''sen nasıl bir psikoloji içindesin, sen gerçek bir hastasın Dostoyevski'' Değerli arkadaşlar, kitabı gece 02.30'da bitirdim ve uyumak için yattığımda yarım saat kitabı düşündüğümü fark ettim , uyuyamadım. Bir konuda anlaşalım; şu an çok mutluysanız, hiçbir sorununuz yoksa sakın Dostoyevski okumayın , zaten anlayamazsınız. Dostoyevski okumak, bile bile göre göre mutsuzluğu hissetme çabasıdır, karamsarlığı içine almaktır, depresyon uçurumunun kenarlarında gezmektir. O'nu okumak istiyorsanız bir şeye hazır olun; kalbinizin kırılmasına. Kalbim çok kırıldı, Dostoyevski kalbimi çok kırdı. Uzun bir inceleme olacak arkadaşlar, çünkü söylemek istediğim o kadar çok şey var ki, nasıl toparlayacağımı bilemiyorum ama yine de deneyeceğim. Dostoyevski hakkında az çok bilgi sahibi olanlar siyasi söylevleri nedeniyle bir dönem sürgüne gönderildiğini bilirler, orada yaklaşık on sene kalıp cezası bitince tekrar yazarlığa devam etmek isteyen Dostoyevski, ben daha ölmedim dercesine bir kitap yazıyor. Şimdi bu kitap klasik bir Dostoyevski kitabı. Peki klasik bir Dostoyevski kitabı nedir? En basit tanımla, psikolojiyi alt etmektir . Kitapta kötü olan bir karakterin betimlemesi, tahlili öyle bir kalemle yazılmış ki o kötü karakterin içinde kendimizi bulabiliriz, çünkü Dostoyevski çok dürüst bir yazar, iç hesaplaşmasını, iyi-kötü özellik olarak farkı gözetmeksizin karakterlerine yüklüyor ve hem kendisiyle bir karakteri üzerinden hesaplaşıyor, hem de bize olduğumuz, içimizde gizli saklı kalan kötü yerlerimizi tokat gibi yüzümüze vuruyor. İşte bu sebeple Dostoyevski okumak zordur, çünkü kendisiyle yüzleşmekten korkan, kendisini kandıran