FilmorKitap

Zamanda Kaybettiklerimiz Ve Zamanında Yaşayamadıklarımız
Birini kaybettiğimizde hissettiğimiz acının kaynağı nedir gerçekten? Sıklıkla düşünülür ki yas, ölümü veya fiziksel ayrılığı yaşayanların hissettiği bir duygu olarak sınırlanır; oysa çoğu zaman üzüntümüz, kaybettiğimiz kişiyle geçiremediğimiz anların, kuramadığımız geleceğin ve yaşanamayan hayallerin verdiği boşluktan kaynaklanır. Bir fotoğraf, bir koku, rastgele bir cümle geçmişin anılarını geri getirir ve kaybın ağırlığını omuzlarımıza yükler. Bu, basit bir “onu kaybettim” hissi değildir; aynı zamanda onunla tamamlanmamış bir hikâyeyi, kesintiye uğramış bir yaşam için yas tutmak demektir. Yas yalnızca başkaları nezdinde mi tutulur? Hayır. Bazen biz kendi geçmişimizin, kendi benliğimizin kaybını da yas tutarız. Çocukluğumuzda yaşadığımız travmalar, bastırdığımız anılar, inkâr ettiğimiz acılar; bu anların gömülmesiyle birlikte o çocuk bir bakıma ölmüş olur. “Artık o kişi değilim” farkındalığı, bir kimlik yasının başlangıcıdır. Biz büyüdükçe, yetişkinin sorumlulukları ve bilinçli seçimlerimiz devreye girer; ama çocuk hâlimizin kaybını kabullenmek, bastırılmış bir yasın sessiz ağırlığını taşımak anlamına gelir. Bu süreç, acıyı bilinçli olarak yaşamayı seçtiğimiz “ben” ile geçmişin yarım kalmış “Ben’i arasında bir köprü kurar. Yasın vücuda ve zihne etkisi somuttur. Kalp atışlarında düzensizlik, uykusuzluk, iştah kaybı veya tersi aşırı yeme gibi belirtiler, kaybın psikolojik yükünün fiziksel bir yansımasıdır. Uzun süre kontrol edilemeyen yas, depresyon, anksiyete, panik atak ve hatta bedensel hastalık risklerini artırabilir. Zihnin sürekli olarak kayıp üzerine odaklanması, duygu düzenleme mekanizmalarını zorlar ve yaşamın diğer alanlarında işlevselliği düşürür. Bu nedenle yas, sadece ruhsal değil, aynı zamanda bedensel bir süreç olarak ele alınmalıdır. Bastırılmış yas
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Kesikler
Olmayan yokluğunda yok olmak Koklayamadığım kokundaki sarhoşluğum Nadir hatırladığım iki üç satır cümlen Sanki var olmuşcasına kurdugum bir yalancı ömür.. Sen miydin düşlediğim yoksa hiç var olamadığım benliğin miydi Elbet bulurm bir gün cevabını Ama bulmasam da olur Ne de olsa ben hiclçligine sevdalanmıştım Kalbim sıkışır her seni hatirlayışımda Bilirim, düşümdeki teninin tenime değişindendir Gerçek değilsin sen, inanmam İnanırsam kendimi toparlayamam ki Yoksun sen,hiç var olmadın ki! -Meltem Hotan-
Şiir
Bir Damla Sen
Alışıyor insan yokluğuna, Sensizligin vücuda etkisine Beynimde yarattığı puslu havaya Alışıyor insan tek kalan hayaline Bazenleri korkuyorum kendimden Sonra bunca zamandır sensizligine dayandığım geliyor aklıma İyi de diyorum, gitti ve ben ölmedim Gittin ve bak yaşıyorum... -Meltem Hotan-
Şiir
Sen gökyüzüydün. Baktıkça içimi ferahlatan istisnasız her gün fotoğrafını çektiğim o gökyüzüydün. Birgün fotoğraflar soldu ve ben her gün seni çekmeyi bıraktım... -Meltem Hotan-
Şiir
İlla bir kurşun mu gerekti ölmeye O gözlerde yansımamı görememekde öldürmez miydi İlla yaralanmak mı gerek, Başkasıyla görmek yaralamaz mıydı Ne dersin sevgilim sen en büyük silah olamaz mıydın. Hem beni hem kendini çekip vuracak kadar büyük! -Meltem Hotan-
Şiir