Biliyor musun, diyor, başlangıçta Allah'ın bir emaneti varmış. Onu göklere ve dağlara teklif etmiş. Onlar emaneti yüklenmekten çekinmişler, korkmuşlar. O emanete insan talip olmuş. Doğrusu, insan daha o zamandan cahilmiş, çok zalimmiş. Taşıyamayacağı yükün altına girmiş. Yalan söylemiş. Cana kıymış. Dünyayı zindana çevirmiş. Sonunda, emanetin ne olduğunu da unutmuş. Unutulan o emaneti şimdi kimin taşıdığını bilemeyiz.
İnsanlığın üçüncü büyük icadı, belki yalnızca bir sorudan ibarettir. O soruyu evde veya okulda öğreniyor, sonra ömür boyunca unutmaya çalışıyorlar. Parmaklarda sıcak bir dokunuş, dudaklarda ıslak bir yudum. Ölümden sonra ne var, diyorlar. İnsan ölünce her şey biter mi, yoksa yeni bir hayat mı başlar? Üçüncü büyük icat, böyle bir sorudur. Yanıtını kimse bilmez. Bir yanıt bulup inananlar vardır, ama inanmak başka, bilmek başkadır.
Savaş yalanlarla başlar, yalanlarla sürer, gerçeklerle biter. Ve daima birileri geride kalır. Komşular. Sevgililer. Kardeşler. Çocuk bunu bilmeden uyuyor. Uyuyarak hem açlığı hem de annesinin acısını unutuyor. Ölerek unutan İsa gibi.
İnsanlar hayata, sahaftaki kitaplara bakar gibi bakıyorlar. Yeni kitaplar ucuz, eskiler pahalı. Hayatta da, eski zaman önemli. Bugün değil dün değerli, ondan önceki gün daha da değerli.